31 Aralık 2010 Cuma

Yeni Yıl Bana Bunları Getir!



Bunların hepsini istiyorum böylece. Beşi bir arada olsun. Yemem yediririm, içmem içiririm, saçımı süpürge de ederim gocunmam yani. Hatta ben onlar için karlı, buzlu bir ülkeye taşınayım. Buraların havası suyu onlara göre değil biliyorum. Giderim ne olacak hem ben de severim soğuk havayı. Karlarda oyun oynarız falan. Allah'ımm. Sen ne güzellikler yaratıyorsun yarabbim.

Tim Flach'ın diğer şahane fotoğrafları için üşenmeyin gugıllayın bulun site adresini de ben vereceksem sen ne iş göreceksin arkadaş!




30 Aralık 2010 Perşembe

Ne Hatırlıyorsunuz?

Kişisel tarihimizi bir kenara bırakıp şöyle bir ülkenin tarihini bir düşünelim;

Tekel işçilerinin yediği dayakları hatırlayan var mı? Bir yıl içinde kaç şehit verdiğimizi hatırlayan ? İskenderun? Çukurca? Şırnak? Halkalı? Taksim? Size birşey hatırlatıyor mu?  Göçük altında kalan madencileri? Onlar için "güzel öldüler" diyenleri? Kpss rezaletini hatırlıyor musunuz? Et fiyatlarını ucuzlatacağız diye yurt dışından et ithal ettiğimizi ? Referandumda oy kullanamayan muhalefet partisi başkanını? Birbirimize düştüğümüz günleri?

Hafıza ki hep iyi şeyleri hatırlar derler. İyi bir şeyler gelmiyor aklıma şimdi ilk anda aklıma gelenler bunlar ?

Peki siz ne hatırlıyorsunuz? Geçip giden koca bir yıldan sonra aklınızda ne kaldı?

Bugün Cuma Değil!

 Farkedince yıkıldım biraz. Üstüne bir de "bir takım insanlar!!!" sabah sabah beni mesajları ile deli ettiler. Neyse dinleyelim güzelleşelim.


29 Aralık 2010 Çarşamba

Yaprak Dökümü'ne Veda

Yüzyıllardan beridir sürüp duran televizyon dizisi "Yaprak Dökümü" bu akşam son bölümünün ardından ayrılacak. Son bölümle ilgili televizyonda dönüp duran reklamı görmüşsünüzdür.

Bir takım insanlar! köpeklerle, kedilerle koyun koyuna yatıyor.  (ay pardon bu başbakanın lafıydı) 

İşte neyse, bir kaç kişi çıkmış "bu dizide kendimi buldum" temalı konuşma yapıyor üstüne de Ali Rıza Bey'in yani Halil Ergün'ün sesini duyuyoruz. (İçinden mi konuşuyor, dışından mı bilemeyeceğim) Diyor ki;

"BİZ BİR DİZİ İZLEMEDİK ASLINDA AYNAYA BAKTIK."

Bu lafın üzerine ben de şöyle demek istiyorum;

Y.B.S.G.

(Yaaaa Bi Siktir Git)

27 Aralık 2010 Pazartesi

Bu kadar işin arasında,

Durup dururken ve birden bire aklıma geldi de; Orhan Veli benim dayım olsaymış keşke. Rakı şişesinde yüzmeyi öğretirdi belki bana. Ne güzel olurdu yahu. Bak hayali bile güzel.

Ne var? Sadece benim aklıma gelmiyor böyle saçma fikirler değil mi ?







( seviyorum arkadaş ne yapayım :) )

Geçen Haftadan Kalan



Bir haftadır canlanıp kendime gelmeye ihtiyacım olduğu anlarda kapıyı açıp, soğuk havayı yüzüme çarptırıyorum ve Gogol Bordello dinliyorum. Bugün daha iyiyim. En azından henüz başım ağrımıyor ve midem maşallah pek oturaklı bugün. (Midem yüzünden sigarayı bırakıp mentollü şeker bağımlısı oldum son günlerde.)

Neyse. Dinleyelim güzelleşelim.

Bütün hafta enerjimi tüketen hastalıkların ödülü olsa gerek dün gece müthişti. Tabi Emel'le aynı şeyleri giymemiş olsaydık kusursuz olacaktı. Şaka tabi en çok güldüğüm andı karşılaştığımız an. Kusur arayacak olsam pizzadaki dereotlarına bulurdum kusuru. Oyun boyunca aptal aptal sırıtmaktan yanaklarım ağrıdı ve bir kez daha hayran oldum, Uğur Polat'a. Emel anlatmalı aslında oyunu ve benim halimi. Ben pek kendimde değildim. :)

Oyun başlamadan önce Emel'e "sakın oyun sırsında bana bakma, benimle göz göze gelme sakııın!" dedim ama hatun oyun yerine bana gülmüş meğersem. Benim gözler hep sahnede olduğundan göz göze gelemedik zaten. :)


Şimdi yeni hedefimiz ; Tek Kişilik Şehir.







Not; İstanbul'da otobüslerde biri siyah, biri kızıl saçlı iki kızın fotoğrafının altında otobüslere beraber binmeleri yasaktır yazısını görürseniz. Onlar bizizdir.

25 Aralık 2010 Cumartesi

Sana laflar hazırladım Vedat Milor;

Ntv'den şikayetçiyim!
Bir Mehmet Yaşin, bir Vedat Milor ne oluyor arkadaşım! Canımıza kastınız mı var sizin?

Hafta sonları ne zaman açsam kanalı yemek yiyen birileri var ekranda. Ben mi ters zamanlarda denk geliyorum diyeceğim ama ben denk gelmiyor olsam da aynı gün içinde bu iki adamın programı yayınlanır mı? Bu insanlığa sığar mı?


RTÜK UYUMA SABRIMIZI TAŞIRMA!




Boğazında kalsın o yemekler emi!

22 Aralık 2010 Çarşamba

Bir dizi itiraf!

Öncelikle belirtmeliyim ki beni buna şartlar zorladı. House 'un artık monoton giden bölümlerinin sıkmaya başlaması, How I Meet Your Mother'ın beş sezondur hep aynı, hep aynı olması, Dexter'ı  izlemeye hala başlamamış olmam ve tabi armut kardeşimin yine sezon finalini söylemiş olması(ama dedi izle yoksa anlatırım sonunu dedi dinlemedim ablaya bu kötülük yapılmaz dedim. yaptı eşşoğlueşşek),  tabi son zamanlarda keyifsiz ve üşengeç olan ruh halim de beni buna itti. Şimdi bilgisayarı aç, ne izleyeceğine karar ver, bölümleri bul izle off nasıl uzun işler...Hazır anne açmış kanalı zap yapmama bile gerek yok.

Türk dizilerini aşağılamak değil tabi mevzu ama diziler hep imkansız aşklar, abuk subuk saçma ilişkiler ve sonsuz dram içinde döndüğü için pek tercih etmiyorum.

Son yıllarda bir tek Elveda Rumeli vardı benim için deli gibi salya sümük ağladığım aynı zamanda çok güldüğüm tek diziydi onu da bir son bile yapmadan bitiriverdiler.


Önceleri "Osman'ı izliyor musun?" diyenlere "Osman ne allaaasen ya bi git" diyordum. Şimdi günlerden Salı olsa da izlesek diyorum. Hatta Emel'le uzun uzun dizi sonrası kritikleri falan yapıyoruz. "Allah o Ali Kaptan'ın belasını versin." Aile bireylerinin babalarından hep beraber çektiği ortak dert ayrı, sonra hepsinin şahsi dertleri ayrı. Berrin'in sevdiği adam evli çıktı. Aylin'in aşık olduğu adam "kardeşimle evlen" dedi. Mete desen gitti müzik hocasına aşık oldu. Osman da eminim büyüyünce Dexter olacak.

Tekrar ediyorum "Allah o Ali Kaptan'ın belasını versin." Hele dün akşam Osman'ı bana ver dedi ya Cemile'ye ağzını burnunu dağıtasım geldi yeminle. Tam insafa gelecek adam diyorsun sağ gösterip sol vuruyor herif yahu.

Sağ - sol demişken her dönem dizisinde olduğu gibi bu dizide de sağcılar çirkin, kötü, pis, kaka öğk, solcular yakışıklı, hoş, kahraman, aşık olunası adam. Bu durumdan da feci sıkıntı geldi artık.

Bu arada Mete'nin geçen hafta bölüm sonundaki deli performansı süperdi. Ünlü Sinop'lu düşünür Emel'in de dediği gibi "Bir Murat Kekilli, bir Mete ben bunlardan daha iyi deli rolü yapan görmedim" (murat kekilli için bkz. 'çılgın' video klibi).

Ama işte sorun şu ki bu güzelim dizi de diğer diziler gibi aşırı dram yüklemesinden yakında izlemediklerim arasında yerini alacak. Hep dert, hep dert üç- dört bölümdür izliyorum içim şişti vallahi. Yüzü gülsün bir bölüm şu insancıkların yahu. Hele Osman'ı Ali'ye verirlerse daha da izlemem! Dizi bittikten üç gün sonra bile sinirim sürüyor yahu.  Bu arada ekşi sözlük yorumlarını da okuyunca yalnız olmadığımı anlıyorum.






Bir de Ezel sorunsalı var ki ne sen sor ne ben söyleyeyim. Bu lanete de sevgili ağabeyim sayesinde tutuldum. Hatta bu  Pazartesi akşamı beraber oturup uzunca bir aradan sonra abi - kardeş ilk defa ortak bir şey yaptık. Heyecan içinde iki paket büyük boy çekirdek yedik. Dudaklarımı hissetmiyordum bir süre sonra ilk reklamda  koşarak uzaklaştım ortamdan. Ama işin kötüsü sonunu göremedim bölümün. Ne yaptılar o Şebnem şıllığına? Pis ajan sürtük.Teyfik'e yapılır mı lan bu?

Allah'ım ne oluyor bana?

21 Aralık 2010 Salı

i think i'm gonna cry



sadece başlığı yazıp kaldım son üç saattir ben ona o  bana bakıyor.

içimden hiç birşey yapmak gelmiyor.

eve gitmek istiyorum eve gitmek için en az iki saati yollarda geçirmek zorunda olduğum geliyor aklıma.

böyle zamanlarda buhar olup uçmak, yok olmak felan istiyorum.

felan ne ya felan ne ?

sanırım ağlayacağım..

Bu dünyada vazgeçtim/ahirette umutlar*


Pieter Aertsen


Kırmızı Çizmeli Seksi Kedi beni mimlemiş yine, bir ay içinde iki kere başkası yapsa bunu ağzını burnunu dağıtırdım yeminle. Döverim. Ama kedi işte seviyorum bunu ben. :)

Soru ve cevaplarınız efenim;
 
2010 yılında mutlu olduğunuz şey nedir?

- Başkalarının mutluluklarına çok mutlu oldum. Kendi adıma mutlu olmayı başaramasam da güzel şeyler de oluyor tabi hayatta. 

2010 yılı sizin için nasıl bir yıldı?

- Fırat gibi cevap vermek istiyorum; götüm gibi bokum gibi.

2011'e nasıl girmek istersiniz?

- Tek elim üstünde amuda kalkmış olarak. 

2010 yılında yapmayı isteyip yaptıklarınız ve yapamadıklarınız nelerdir?

- Hiç birşey yapmayı istemeyince yapamadıklarınız gibi bir problem de olmuyor. Yaşayıp gidiyorsunuz. 







* Karmate / Yayla Çiçeği şarkısından. 

17 Aralık 2010 Cuma

Yaşasın Tiyatro!



Dün akşam  "Profesyonel" adlı oyunu izledik arkadaşlarımızla ve oyun çıkışında netten sürekli yer takibi yapıp en ön sıradan biletleri kapan arkadaşımıza binlerce kez teşekkür ettik. İki oyuncu da o kadar iyi ki bazen sahnede hangisini takip edeceğimi şaşırdım.  Yetkin Dikinciler zaten dev gibi bir adam ama hayranlıktan olsa gerek daha da devleşti gözümüzde. Bülent Emin Yarar ise tek kelime ile mükemmeldi. Birbirleri ile de çok uyumluydular.

Zaten oyun bittikten sonra durup durup tekrarladığımız tek cümle, ' çok iyiydi! ' oldu. Oyun bitince ben de "Yaşasın tiyatro!" diye bağırmak istedim. (tamam azcık bağırdım) 


Bir tek Yetkin Dikinciler'in eline geçirdiği eldivenle oyuna devam ettiği anlarda kahroldum. Bir adamın elleri bu kadar mı güzel olur ? 

Eve dönerken EmeL ile otobüs geyiklerimiz ise anlatılmaz yaşanır cinstendi yine.Gülmekten yaşaran gözler, ağrıyan yanaklar... Büyük ihtimalle biz indikten sonra otobüs milleti bolca küfür etti arkamızdan. (Sabah da tramvaydakiler aynı şeyi yapmış olabilir.) Çok konuşuyoruz dostum! Dayak yiyeceğiz bir gün.

Her neyse efenim velhasıl-ı kelam bendeniz pek şahane bir akşam geçirmiş bulunmaktayım.

Şimdi rotam Uğur Polat'ın oynadığı Vak aa Kredi Kartı. Kanlı canlı Uğur Polat göreyim sonra ölsem de gam yemem ki zaten kesin ölürüm kalp krizinden. (çocukluğumdan beri aşığım ben ona)






Kanka'ma not: Dilber Ay değil, Güler Işık. :) 

16 Aralık 2010 Perşembe

Gel Pisipisi

Bu sıralar kedilerin mimlerine geldim vallahi! 


Ben Aylak Kedi'nin mim cevabını yazdıktan sonra, Kırmızı Çizmeli Kedi'nin beni mimlediğini öğrendim. Nasıl bir şok yaşadım, nasıl heyecanlandım anlatamam. :)


İlk mim“burcunuz nedir ve özellikleri nelerdir”


Burcum Oğlak, kendisi hakkındaki tek bilgim bu. Zaten üniversiteye başlayana kadar kendimi Aslan burcu zannediyordum. Zannetmekten ziyade burçlardan Aslan'ı seçmiştim kendime, hem kedi, hem ormanlar kralı, hobaareeeyy daha ne olsundu. Hatta burcumun Oğlak olduğunu öğrenince de bir hayal kırıklığı yaşamıştım. Oğlak dediğin Aslan'ın öğle yemeğiydi bee ühü. 


Bir de az önce EmeL'den şöyle bir bilgi aldım burcumla ilgili; "2011 yılının en şanslı burcuymuş oğlakla boğa G. hanım söyledi. Aşk güç para her boka sahip olacakmış." konu çok alakasız bir yerden buraya nasıl geldi benim de fikrim yok. Bu arada Emel hanım da Boğa burcudur. Oğlak'la Boğa burcu da hiç anlaşamaz normalde. (bunu şimdi ben uydurdum "genel görüşü yıktık kankamla beaa" demek için) 




İkinci mevzu ise şöyle ; Bir kişi seçip onunla neler yapmayı sevdiğinizi yazın...




Allah'ım kimi seçsem? Kimi seçsem?


Beni tanıyan bir çok insan bu sorunun tek cevabının EmeL olduğunu bilir. 


Onunla neler yapmayı sevdiğime gelince; Eğer hayatınızda "bunu yapsam nasıl düşünür acaba? şunu söylersem nasıl tepki verir acaba?" diye düşünmeden hareket edebileceğiniz, dertli olduğunu gözünün içine bile bakmanıza gerek olmadan anlayacak kadar tanıdığınız birisi varsa, gecenin üçünde dışarı çıkıp yağmurda ıslanmaktan, sarhoş olup yerlere yuvarlanmaktan tutun da bütün gün hiç konuşmadan Flash Tv de Yalçın Çakır izlemeye kadar çok fazla şeyi beraber yapmaktan büyük keyif alıyorsunuz. 


Sadece onunla yapmak istemediğim tek şeyi söyleyeyim; alışveriş. :) Sinir harbi yeminle. Kızmak, alınmak yok Kanka, ama yola getireceğim ben seni inşallah :)) 

15 Aralık 2010 Çarşamba

Geciken Bir Mim Cevabı

En sevdiğim kedilerden birisi olan, bir kız kardeşim olsaydı da o da bu kedi olsaydı dediğim Aylak Kedicim bir vakitler mimlemişti beni. Ama akşamları ve hafta sonları bizim ev curcuna olduğundan kitaplığın karşısına geçip cevaplamak kısmet olmamıştı.

Aylak Kedimden Çok özür dileyerek blog aleminin en güzel mim şeysini cevaplandırıyorum.

Mimin konusu şu;

"Kitaplığınızın karşına geçin. Gözlerinizi kapatın. Derin bir nefes alın. Elinizi kitapların üzerinde gezdirin ve birini seçin. Şimdi gözlerinizi açın. Bir kitap seçmiş durumdasınız. O kitabı satın aldığınız ya da hediye gelmişte olabilir anı hatırlamaya çalışın. İlk kez okuduğunuzda neler düşünmüştünüz, hatırlayın. Şimdi sayfaları şöyle hızlıca bir dolanın ki, kitabın kokusu burnunuza gelsin. Evet, ne güzel bir koku bu! 55. sayfayı bulun. Sayfayı tekrar okuyun. Sayfadan bir paragraf seçin ve mim konusu olarak bunu blogunuza yazın. Daha sonra siz de arkadaşlarınızdan üç tanesine cevaplaması için gönderin."





Ben gözlerimi kapatıp kitap seçmek için kitaplığa bakarken yukarı atlayıp, kitaplığımı darma duman eden, aslında kitaplığımı eşeleyen Fındık'a bıraktım seçim işini. Kitapları eşelemeyi bıraktığı an patisinin üstünde kalan kitabı aldım. Tabı önce fotoğrafını çektim. Bu kitabı kuzenime kitap almak için girdiğim bir alışveriş merkezi kitapçısından almıştım, bir de topuklu ayakkabı acısı var kitabın alındığı güne dair aklımda.
55. Sayfada şöyle diyor yazar;

"İmdi, yanlış yorumlanmış bir "savaş hali", can almayı hele  topluca can almayı suç haline sokar (örneğin, kuduzla savaşılmaktadır, kediler ya da köpeklerle değil; ayrıca kedi-köpeğin, sivrisinekten, karasinekten, bitten, pireden, tahtakurusundan çok farklı olduğu unutulmamalı). Av, kendi canınızı tehlikeye atmıyorsanız, türlü zahmetlere katlanmıyorsanız, çirkinleşir. Karın doyurma çabalarının, çeşitli üretim-tüketim kuralları çerçevesini aşmaması beklenir. "Sınırı neden geçer?" türünden çok ince bir sorunun tartışılması ne bu yazı içerisinde girişilebilecek bir iştir, ne de ben kendimi bu konuda yetkili görürüm. Ama bir canlının dirimini ortadan kaldırmakta kendini özgür duymak, "ben insanım, herhangi bir hayvanı bir bitkiyi koparır, kökünü sökerim" demek, tehlikeli yanılsamalardır; kötü bir yanılgıdır; araba sürenin, elinde bulundurduğu (elinin altında tuttuğu) güce aldanarak her yolun öncelikle kendisinin olduğunu, ancak araba süren başka insanlarla ortaklığı bulunabileceğini, daha değersiz bir soy oluşturan yayaların başlarının çaresine bakmak durumunda olduklarını sanması gibi..."

Bilge Karasu, Ne Kitapsız Ne Kedisiz kitabı, Cinayetin Azı Çoğu başlıklı yazısından.

Sanırım Fındık bu kitabı bilinçli seçmiş.

Aylak Kedim gecikme için kusuruma bakma.

Bu da böyle bir anımdı no:65536

İşemek mevzusundan konu açılınca hayatımın en kötüsü sayılacak bir anı canlandı gözlerimin önünde.

Efenim 2005 kışı, hava ayaz mı ayaz zamanları, biz EmeL ile Sakarya'da öğrenciyiz o sıralarda. Ev arkadaşımızın eski ev arkadaşı, aynı zamanda da akrabası olan tatlı mı tatlı bir ablamız evimizde misafir bir kaç günlüğüne. O da Sakarya'dan mezun, arkadaşları, sevgilisi falan Sakarya'da hep.

Neyse bu tatlı ablamız bir akşam tutturdu "Ben arkadaşıma yemeğe gideceğim sizde gelin. Çok tatlı çocuklardır sıkılmazsınız." diye diye kandırdı bizi.

Biz tatlı abla ve sevgilisi, okuldan bir arkadaşı, bizim ev arkadaşı kişisi, Emel ve ben düştük yola, bu tatlı ablanın, çok tatlı arkadaşlarının evine gittik. Ev bildiğiniz klasik erkek öğrenci evlerini mumla aratan nitelikte pis bir ev. Daha ayakkabıları çıkardığımız yerde burnumuzu düşürüp kaybettik.

Ama kaçamayız çaresi yok geldik bir kere. Muhabbet, sohbet, yemek derken (tabi ki biz orada yemek yemedik) vakit geçiyordu. Ama benim bir problemim vardı. Henüz yoldayken kendisini hissettiren işeme ihtiyacım, artık doruk noktaya çıkmıştı. Acı çekiyordum. Renk değiştirmiştim. Ağlamama ramak kalmıştı.

En sonunda "lanet olsun dostum artık ne ile karşılaşacaksam karşılayım" dedim. Emel'den helallik aldıktan sonra tuvaletin yerini sordum ve kendimi içeri attım.

Kapıyı açtım lavabo ve bir kapı daha çıktı karşıma yavaşça diğer kapıyı da açtım ve olduğum yerde bir süre kalakaldım. Sonra mesanemdeki sızı ile kendime geldim. Durum bir felaketti.

Karşımda bir alaturka tuvalet vardı ve tuvalette terlik yoktu.

Aklımdan binbir türlü düşünce geçmeye başladı.

"Allah'ım nasıl bir ev burası! Artık tutamayacağım ne yapsam. Ulaaan! çorapları çıkarıp girsem sonra ayaklarımı kezzapla yıkasam! Yok gireyim yapayım ben direkt. Lavaboya mı yapsam? Ühüüüüü..."

Diye saçma sapan düşüncelerle boğuşurken Emel seslendi. Meğer o da benimle aynı durumdaymış. Neyse kendisine durumu izah ettim, bir süre de beraberce apışıp kaldık. Bu arada mesanem patlamak üzere.

Ne yapsak, ne etsek, nasıl terlik olmaz tuvalette? diye düşünürken bir flashback yaşadım. Biz kapıdan girerken terlik isteyen arkadaşına tuvaletten terlik alıp verdi o ev sahibi olacak dana. Beraberce bir tiksinme faslı daha yaşadık. "Nasılsa eve gidip yakacağız bu çorapları falan ben giriyorum abicim altıma yapacağım" dedim. (hep böyle yazdığım gibi konuşurum o durumda bile çok kibardım) 

Emel beni tuttu, iki tokat attı, "kendine gel asker" dedi. "Bekle burada beni geliyorum". İçeri gidip terlikleri getirdi ve çişimizi yapabildik. İşte o gün Emel benim hayatımı kurtardı.

Ve güzel dostumuz Burcu'nun da dediği gibi "hiç bir psikolog insanı tuvalet kadar rahatlatamaz" sözünün haklılığına bir kez daha inanarak, içeride insanların arasına karıştık. Sazlar çalındı, türküler söylendi. Kahkahalar duvarlarda yankılandı. Sonra Sakarya'nın ayazında yine ellerimiz ceplerimizde evimize döndük. Ama artık hayat çok başkaydı. :)

Eve dönünce ilk işimiz çoraplarımızı yakmak oldu.  O ablayı da evden kovduk. :)

14 Aralık 2010 Salı

Hayat Bazen;

Oturduğun yerde altına işemek üzereyken, önüne koyulan koca bir fincan çaydır. 

İşkencedir.


ühü 

9 Aralık 2010 Perşembe

Kayıtsız Başlık



- Haydiririrlillilililili lili yar!

- "18 Aralık'ta bişiy vardı sanki? Neydi neydi? amaaan sktr et!" dedim ve o gün için bir plan yaptım.Ama varmış o gün bir şey. Biletleri de iptal edemiyoruz iyi mi?

- Bu karasinek bolluğu nedir arkadaş! Yıllar sonra eve sinek ilacı almak zorunda kaldık. Ofisin içinde dolaşıyor şimdi de iki tanesi. Çıldırıciiimmm!

- Kuaförünüzün sizi arayıp "nerelerdesin sen yahu görünmüyorsun" demesi ne kadar kötü göründüğünüze dair bir işaret midir? (evveeettt!)

- İki haftadır masamda saksısı düzeltilmeyi bekleyen menekşeyi en sonunda düzelttim. (evet güzel menekşe artık özgürsün! hadi koş karış arkadaşlarının arasına! )

- Sigarayı evde unuttum ya şu an aklımdaki tek şey sigara.

- Anadolu yakasından Avrupa yakasına geçip iş yerime kalan üç-beş duraklık mesafeyi gidecekken, yüzyılın projesi Mecidiyeköy'de takılıp kalıyor. En az 20 dakika takıyor ya işe gidiş saatime...

- İsyan etme şükret!

- Elimi sallasam, aşk mağduruna çarpıyor. Mevsimsel değişikliklerin, küresel ısınmanın falan doğa üzerinde olan etkisini, kutup ayılarını falan boşverin. Aşıkların nesli tükeniyor!! Hep küresel ısınmadan bunlar.

- Bir çok insandan duymuşumdur "ayyy sinirlendim midem tuttu yine" cümlesini. Hep özenirdim yeminle, çok klas duruyor valla. Ben sinirlenince iki yumruk atarım bir yere tek acı o olur. Hiç o kadar hassas bir insan olamadım derken ben de hassaslaştım. Mesûdum.

- En son okuduğum iki kitap resmen vakit tecavüzcüsüydü. Vaktime ve parama acıdım okurken. İlk defa bir kitap için verdiğim paraya acıdım. Kitap bittikten sonra parçalamak istedim sinirden. (inanır mısın midem tuttu sinirden :))

- Hapşırırken dilini ısırmayı beceren bir insanım. Niye evde kaldım hiç anlamıyorum yeminle.

- Şimdi yatsam pazartesi kalkarım. Yaparım bunu.

- Ama güneş her gece tepemde doğuyor.... Daha doğrusu annem her sabah altıda "kalk kalk kalk kalk kalk" diye tepemde bitiveriyor.

- Çantamda köfte var!Bildiğin köfte. Mustafa Abi sağolsun öğlen yemeği için yapmış ama berbat kokuyor. Yemesem darılıyor. Bende şeffaf dosyaya koydum, ağzını bağlayıp çantama attım köfteleri. Eve dönerken kedilere veririm artık.

- Regina Spektor - Fidelity

- Çalışmam lazım. Çalışmam lazım. Fekat durum şu şekilde;




- la la la la la lay :)

(biliyorum biliyorum benden hiçbir şey olmaz. biliyorum hayat çok boktan falan ama şeytan beni gıdıklıyo. :) ) 

7 Aralık 2010 Salı

her telden nothing else matters



bu versiyonu çok güzel 


evettt uçuşa hazır mıyız?


Fakat en sevdiğim versiyonu bu.

Hayal işte!


Patronuma şu hareketi çekmeyi nasıl isterdim anlatamam.

Sabah sabah sinir küpüne çeviren patronumla konuşurken daha doğrusu o konuşurken aklıma bu oyun geldi. Az önce baktım benim bildiğimden farklı seçeneklerin eklendiği bir versiyonu çıkmış. (Çekmece mevzusuna bayıldım.) 

Cetveli patronunun alnına saplayan şu emekçi kardeşimizin surat ifadesindeki mutluluğa bakar mısınız? 

Sapık mıyım ? Sadist miyim? Acayip zevk alıyorum, çok gülüyorum ben bu oyuna yahu.

patronlara ölümm!!!
aman ya da  ölmesinler onlar ölüyor çocukları geçiyor işin başına o daha da boktan.


3 Aralık 2010 Cuma

Perdeler Co. Yeşil perdeler.*


Hafta sonları erkenden dışarı çıkmayacaksam beni yataktan kaldırabilecek tek cümle vardır;

- Ablaaaaaaaaa! Penguenler başladıııııı!!!!

Hastasıyız ailecek.  Favori penguenim Rico, kırmızı rengi çok severim, özel bir firmada muhasebeci olarak çalışmaktayım. Yarışmacı arkadaşlara başarılar dilerim. Hadi öptüm bay..

* * *

Bir de böyle bir şey var. Çok gülüyorum izledikçe, aklıma geldikçe.
Bu arkadaşların (Batesmotelpro) diğer videoları da pek eğlenceli. Sayelerinde çok gülmüşlüğüm vardır. Hatta birazdan tekrar izleyip, tekrar güleceğim. İleride çok süper manyak işler yapacaklarmış gibi geliyor. Yapmasalarda sorun etmem ama. :)



* * *

Bir de bu adamların(RhettandLink ) yaptıkları işlere de bayılıyorum. Ama tabi ki T-Shirt War favorim. En sevdiğim renk himalaya yeşilinin az biraz açığı, bir inşaat şirketinde ağdacı olarak çalışıyorum. İnşaatçıların beyaz atlet - kıl kombinasyonuna izin vermiyoruz. Bizde tüm inşaatçılar amerikalı popçu kadın klibindeki gibi tüysüz ve kaslı. Bi de 65536 tane kedim var burdan el sallıyorum onlara. Pamuk! annem bak televizyona çıktım ben.









*Bugs Bunny'den arak.

1 Aralık 2010 Çarşamba

Porno adresi veriyorum!


Kitap ve kitaplıkseverler bir tık. 



Bir de konuyla alakasız olarak şu sıralar dinlemekten pek keyif aldığım She & Him var.


Bu Zooey çok gözel hatun maşşallah :) 

29 Kasım 2010 Pazartesi

Ödülüm ve Ödül Konuşmam


Öncelikle bana bu ödülü layık gören sevgili jüri üyelerimiz; Sayın Kırmızı Çizmeli Kedi ve Sayın Ebruli Hanım'a teşekkür ederim.

Ben bundan 4-5 sene önce, çok zor şartlar içinde blog yazmaya başladım(gözler doluyor burada).  Yapamazsın dediler, hor gördüler, senin götün kocaman dediler(niye bunu dediler bilmiyorum).
Ama yılmadım, yıkılmaaadııııııııım, ayaaaaktayımmm, dertlerimle baş başayımmmm

öhöömm ! neyse!!

Bu ödül için çok çalıştım.Yeri geldi kdvmi, muhtasarımı geciktirdim ama blog yazımın zamanını geçirtmedim. Yazılarıma görsel bulabilmek adına şaşı oldum. Görselini, müziğini eksik tutmadım. Çocuğum gibi baktım ben ona.

Bugün bu ödülü sonuna kadar hakettiğimi düşünerek alıyorum. Hepinize çok teşekkür ederim. (gözlerden yaşlar süzülüyor. gitti makyaj.) 

Bu ödülü Alf'e ithaf etmek istiyorum. (çok sevimliydi lan Alf )





26 Kasım 2010 Cuma

Git Gidebilirsen


Dün akşam otobüste oturmuş pek de sevmesem de bitirmeye mecbur hissettiğim için okuduğum kitabıma dalmış, satırları atlaya atlaya, kitabın içinde geçen marka adlarının çetelesini tuta tuta gidiyordum. Bir an için kafamı kaldırdım nerede olduğuma baktım. "Hehh" dedim. "Artık bu saatten sonra yol falan tıkanmaz."

Sonra yeniden kitabıma döndüm, Emel ile mesajlaştık, kendime şarkı seçmek için uğraştım, 7-8 sayfa okudum. Bunları yaparken hiç sağa sola bakmadım ama tahmini bir 15-20 dakika kadar hiç etrafıma bakmadım. Otobüsün gidip gitmediğini bile farketmeyecek kadar dalmışım. Daldığım yerden çıkıp kafamı dışarıya çevirdim ki, ne göreyim!!!

Hala aynı yerde duruyor otobüs!

"Neyse açılır canım ne olacak" dedim. "Biraz daha oturup kitap okuyayım."

Açılmadı. Bir kaç sayfa daha kitap okudum. Sonra sıkılıp bıraktım. Boş boş sağa sola bakındım. İnsanları inceledim.

En sonunda oturmaktan uyuşan kıçım, ağrıyan sırtım ve açlıktan kendi kendini yemeye başlayan midemin çağrılarına kulak verip otobüsten indim. Yürümeye başladım. "Nasılsa ileride açılır yol bir vasıta bulur giderim eve" dedim.

Tam indim otobüsten ki biri tutup kolumu çekti. Evet hayatımın aşkıydı O. O anda tanışıp evlenmeye karar verdik.

Yok lan ne aşkı. Arkadaşımın abisi, evli barklı adam. O da yarım saattir yürüyormuş küfrede küfrede ben de eşlik ettim kendisine beraber küfrettik. Sonra o evine giden yola döndü ben yalnız başıma sürdürdüm yolculuğumu. Yürüyorum ki trafiğin açıldığı noktayı bulayım da oradan bir otobüs, minibüs ya da taksiye atlayıp evin yakınlarına gideyim.

Gidemedim a dostlar!

Dün akşam Ümraniye trafiğinin çözülmüş bir noktası yoktu. Ara sokaklardan bile arabalar fışkırıyordu. O nedenle tam bir buçuk saati, bazı sokaklarda üç buçuk atarak eve yürümekle geçirdim. Eve vardığımda bayılmama ramak kalmıştı.

Ve dün akşam bir aydınlanma yaşadım. Işıklar falan çaktı gözümde. (hızlı yürüyünce nefes almayı unutup oksijensiz kaldığım bir andı sanırım.) Yok be aydınlanamam ben kırk yıl yürüsem.

Düşündüm de başka bir yerde yaşamam için bir fırsat çıksa karşıma, burada doğup büyümeme rağmen, tüm sevdiklerim bu şehirde olmasına rağmen bir an düşünmem, arkama bile dönüp bakmam siktir olup giderim bu şehirden.

25 Kasım 2010 Perşembe

Anneler! bi el atın bea.


Bir-iki gündür bir çocuğa okuma öğretme çabasındayım ama çok başarısızım.

Birinci sorun şu ki ; En üst seviyelerde dolanan dikkat dağınıklığı.

İkincisi, okuma kitapları dahil her şey el yazısı ile yazılmış. Onu ben bile okuyamıyorum!

Üçüncüsü, Hani biz harfleri "re" "le" diye öğreniyorduk şimdikilere "rrr" "lll" şeklinde öğretiyorlar. Ben "le" diyorum harfe o okuyacağı hecenin "le" olduğu fikrine kapılıp yanındaki harfi görmezden geliyor.

Dördüncüsü, hiç hevesi yok. "Öfff bitse de gitsek" modunda sürekli. Dikkatini toplasın diye ortamı hazırlıyorum ama istek yok ki hiç.

Şimdi ben ne yapayım ne edeyim de bu çocuğa nasıl okuma öğreteyim. Siz çocuklarınıza nasıl yardımcı oluyorsunuz ? Bu işin püf noktaları nelerdir? Nasıl heveslendirebilirim?

Ebruli?

Pınar?

help miii!



24 Kasım 2010 Çarşamba

ZeK !



Aslında daha önce koymuştum bu videoyu ama Ebruli ve Baykuş izleyememişti. Zekai'nin kuyruğunu keşfettiği anları izliyoruz bu videoda yani umarım izleyebiliyorsunuz artık :)  "(Yutupa giremiyorum" diyeni ıslak meşe odunuylan dövüyorlarmış. )

Benim de kuyruğum olsa ne biçimde eğlenirim dedirten vidyo.

Yengedir Yenge


Sülalenizdeki en sinir bozucu, gıcık, suratsız, ara bozucu, fitneci, fesatçı insan kim diye bir düşünün.

Cevapların %90'ı yenge değilse benim de adım Mualla değil.

23 Kasım 2010 Salı

Metrobüs kaç köntör oldu len?

mabel alvarez


- İki sabahtır, iki saatlik yolculuğu ayakta tamamlıyorum. Çünkü iki gündür otobüsteki son boş koltuğu hemen benim önümden otobüse binen insan kapıyor. Tokat atmak istiyorum o insana. Bu sabah inmeden bir durak önce oturabildim. Oturduğumda ise dizlerimi ovuşturduğumu farkettim yaşlı teyzeler gibi. Çok yorucu çok.


- Kabak denilen sebzeyi oyup içine pirinç, kıyma ve çeşitli malzemeler koyup ondan şahane bir tat çıkarmayı başaran insanın gözlerinden öpüyorum. Ölmüşse ruhuna bir Fatiha okuyorum.


- Geçen Cuma Nip/Tuck dizisinin 1. Sezonunun 12 bölümünü aralıksız izlemişliğim var. Öyle ki Christian Troy karakterinin kıçı tanıdık bir yüz gibi artık benim için. Ayrıca ne buluyorlar o Julia'da anlamıyorum arkadaş. 100 sezon olmuş hala Julia peşinde iki arkadaş da anlamadım gitti.


- oooooooooooooooooo fırtınalar esiyoooooorr/ arsız gönül iflah olmuyooooorrrr.


- Yapılacaklar listeleri yapıp da yapmamak konusunda üzerime adam tanımam.Hatta bazen önceki senelerden yapılacaklar listeleri buluyorum, bakıyorum ki yapmam gerekenlerin üzerinden yıllar geçmiş ben hala yapmamışım bir çok şeyi.


- İstanbul gün geçtikçe daha sıkıcı ve yorucu gelmekte bana. Çok sevdiğim semtleri, sokakları bile göresim yok artık. Hani bir on yıl geçmesem Kadıköy'den aramam. Ben ki Kadıköy'e gidip, bir sigara içimi, bir kaç sayfa zamanı oturur. Biraz da dolaşır saatlerce yollarda kalmayı göze alırdım. 


- Bir süre kitap okumamaya karar vermem ile bu kararı bozmam arasındaki kısa süre yüzünden gözlerim isyanlarda.  Durup dururken yüzbinmilyon tane iğne batıyormuş gibi acıyor gözlerim ve yaşlar süzülüyor durmaksızın. 


- Tatilde evde olduğum ve misafir olmayan süreyi kucağımda bir bilgisayar ve Pıncır'la geçirdim. En son gün de fenalık geçirdim. Ben alışık değilim sevilmeye, ilgiye boğuldum resmen. "Bi git Pıncır bi git yaaa ühühühü"


- Sinemaya giden Emel insanı izlediği filmi iki gün boyunca "anlatayım mı ? anlatayım mı?" diye ısrar etti, en sonunda pazar sabahı anlattı, dinlemeyince de kızıp azarladı. Sonra da bana diyor ki; "sen niye beraber izleyelim dediğim filmleri tek başına izliyorsun?" Müstahak değil mi sana ? Ben en azından anlatmıyorum filmi.  


- Dün rejim yapmaya karar verdim. Sabah iki poğaça, öğlenleyin de Adana dürüm yedim.Bu rejimle önümüzdeki yirmi yıl içinde 300 kilo olmayı planlıyorum. 


- Çok bekledim ben bu soğuk havaları. Kar yağana kadar palto giymem ben arkadaş! dedim. Fakat dün sabah resmen kıçım dondu. Bu sabah sarıldım paltoma, mutluyum huzurluyum. 


- İzleyenler arasında avukat var ise komşu çocuğu öldürmenin hapiste kaç yıla denk geldiğini söyleyebilir mi?


- Evde yalnız olursam ev telefonuna cevap vermek ve kapı açmak gibi eylemlere kalkışmıyorum. Herkesin anahtarı var evde. Gelen kesin misafirdir diyorum, arayan da yine bir şey ister. 


- Ben cep telefonuma da pek bakmam aslında. Arkadaşlardan işittiğim azarları birbirine eklesem buradan köye yol olur. 


- "Bir şeyi çok isterseniz olurmuş." derler hani... O ayakkabıları istiyorummm. O ayakkabıları istiyorummmm. Çok istiyorum gerçekten. :(


- Okuduğum kitabın üç sayfasında beş tane özel şirket ismi, iki tane marka ismi görünce delireyazıyorum. Hoşlanmıyorum. Neden ? Neden ? diye sormak istiyorum yazara...


- Biri bana parfüm alsa da bu iğrenç işten kurtulsam. Bir önce kullandığım parfümü kullanamıyorum. Gidip bir sürü parfümü koklamayı da istemiyorum. Öfff! 


- beni beğeneni ben beğenmem/benim beğendiğim beni beğenmez/yoksa ben zurnamıyım hea?

22 Kasım 2010 Pazartesi

Keyifsizliğin Kitabını Yazabilirim Aslında



Tatilin 3. gününden itibaren bitse de normal hayatımıza dönsek demeye başlamıştım. En sıkıcı, en keyifsiz tatilimi geçirdim. Keyifsizlik dediğim fiziksel bitkinliğimdi ne adam gibi hasta olabildim ne de iyi hissedebildim. Tabi sünepe sünepe de oturmadık evde gittik gezdik falan ama hani "kalk gidelim" diyen olmasa bütün tatili çamur bulmuş camış gibi yayılıp, dizi izleyerek geçirirdim. Çok da süper olurdu valla.

Nöt: Senden nefret ediyorum Zooey!

16 Kasım 2010 Salı

Teşkkürler ve İyi Bayramlar

Efenim öncelikle gecenin bir vakti blogumun şablonuyla, başlık resmi ile uğraşan Manu'ya teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Bana da süpriz oldu blogumun yeni hali. 

Teşekkür ederim Manu :)

Çok sevdim len  :)

ve

Hepimize iyi bayramlar. :)

15 Kasım 2010 Pazartesi

zaten ıspanakta da demir yokmuş


Koskoca Temel Reis şu Safinaz için ne diye durmadan Kabasakal ile dövüşürdü ki?

Safinaz ki yeri gelir bir kürk mantoya satardı Temel Reis'i. Az orospu değildi hani. Sonra Kabasakal bunu kuytuda kıstırıp öpmeye kalkışınca da "ayyy kurtar beni erkekim" diye bizim Reis'e seslenirdi. Bizimki de dayanamaz açar bir kutu konserve ıspanağı, şişirir kaslarını koşar kurtarırdı bu çirozu. Hiç anlamıyorum arkadaş bir de güzel bir şey olsa kara kuru bişey.





(ulan bi safinaz kadar olamadım ya şu hayatta)

12 Kasım 2010 Cuma

Biliyorummmm.. Biliyorumm...

Hayat sana güzel değil biliyorum, sevgilinden ayrılmış ve üzgün olabilirsin biliyorum. Ülkenin gidişatına üzülebilirsin(ki buna ben de üzülüyorum). İşinden nefret ediyor olabilirsin (inan bana aynı haldeyim). Çok kötü patronların, arkanı döner dönmez kuyunu kazmaya başlayan iş arkadaşların da olabilir. Hepsini geçtim işşiz de olabilirsin. Hiç bir hayalin gerçekleşmemiş olabilir. Hastalıklarla boğuşuyor olabilirsin. Cebinde beş kuruş olmaması canını sıkabilir. Suratındaki sivilceye, fazla kilolarına, saçının bir türlü şekil almayışına da üzülebilirsin. "Ahhhh hayat çok boktan!" diyorsun iki lafının birinde belki de...

İnan bana hiç umurumda değilsin.

Sen de beni umursama, dertleri tasaları beş dakikalığına unut. İstemesen de onlar kendini hatırlatacak zaten. Şimdi sana emrediyorum. Aşağıdaki listeden bir türkü seç. Oyna, eğlen!

Bugün Cuma len! Tamam tamam sen tatilde çalışıyor da olabilirsin. Tatil boyunca evden dışarı çıkmayacak da olabilirsin. Bi siktiret!

Bırak kendini müziğin ritmine. Ben Karadeniz yöresini tercih ediyorum. Tulum, kemençe falan oh miss.. :)

Bırak ya bırak bana bahane üretme şimdi... Aç sesi, bırak kendini müziğe, Ankara misket bile var orada :)





Yaşadığım hayattan, gördüğüm hayatlardan, ucuna kıyısına değip geçtiğim hayatlardan öğrendiğim kadarıyla hayat dediğin öyle çok da güzel bir şey değil. Elbette vardır öyle düşünen, öyle bir hayatı yaşayan. Ama biliyorsun ki istisnalar kaideyi bozmuyor. Güzel hayatlar yaşayamıyoruz, tatillere gidemiyoruz, Avrupa görmeyeceğiz belki ömrümüzde, ve o güzel ayakkabılara, giysilere iç geçirerek uzaktan bakacağız hep, muhteşem bir aşkın kahramanları da olmayacağız diye de küsüp bir kenarda da oturacak değiliz elbet.


Yani aslında özetle kaderde var ise düzülmek bir boka yaramıyor üzülmek. 

E iki türkü çalıp da eğlenemeyecek değiliz ya!

Haydi bakalım hop! :)

11 Kasım 2010 Perşembe

E. T. Dediğin Nerede Uyur?



                                                                                                       

Boşuna E.T.ismini vermedik biz bu kediye. Uzaylı işte :)

10 Kasım 2010 Çarşamba

Ne yapamıyorsunuz?



Bu akşam Nihat Sırdar'ın konusu "neyi beceremiyorsunuz?"du. Bir yandan gelen mesajlara keh keh gülerken, beni de düşünmeye itti bu konu. Nihayetinde çok becerikli bir insanım. yemek yapma konusunda fena değilimdir, insani ilişkilerde iyiyimdir, müzikten anlarım, güzel şarkı söylerim falan tabi şimdi hepsini anlatıp kendimi de övmek istemem. Neyse efendim, benim de yapamadıklarım olmalı. Düşünüyorum ve sıralıyorum ;


1. Türk kahvesine deli olduğum halde, kahvenin Türk olmayanını ağzıma sürmeyecek kadar faşist olduğum halde Türk kahvesi pişiremem.

2. Hani markete gider, alışveriş eder ve kasadan geçirip kasadaki görevlilerin verdiği poşetlere koyarsınız ya hani o poşetler var ya o poşetler, ben onları açamıyorum. Her seferinde kasadaki görevlinin küstah tavırlarla o poşeti açıp önüme atmasını seyrediyorum.

3. Bir önceki yazımda da bahsettiğim gibi un kurabiyesi yapamıyorum. Dünyanın en basit tarifi un, yağ, şeker benim elimde betona dönüşüyor.

4. Pilav da yapamıyorum. Evet her türlü yemeğin altından kalkarım ama pilav mümkün değil. Çok geriliyorum çünkü pilavla yargılıyorlar insanı. Arnavut ciğeriyle falan yargılasalar neyse... Şimdi pilav yapamayan yemek de yapamaz heheeeyt demeyin. Olmuyo lan napıyım. ühü. 2 bardağa 3 bardak mı 5 bardağa iki sürahi mi ne o ne ya... (çok dertliyim)

5. Aşık olamam, kur yapamam, duygularımı belli edemem. (ulen ben niye yalnızım hala sorusunun cevabını da bulmuş oldum böylece. evreka!)

6. İki dakika ciddi olamazmışım. İnsan olamazmışım. Emel öyle diyor. (sorduğuma pişman etti yıllardı bu anı bekliyormuş kustu tüm nefretini hayvansın sen dedi bana) Ama gerçekten ciddi olamama problemim var. Bu nedenle ciddiye alınmama problemim de var.

7. Biri bir laf soktuğunda, bir tartışma ortamında falan hemen cevap veremem. Hazır cevap değilimdir yani. Hep aklıma sonradan gelir güzel laflar. 

8. Kibar, hanım hanımcık olamam. Olmuyor arkadaş. Etek bile bi acayip duruyor üzerimde. Reddediyor bedenim. (beni bi de topuklu ayakkabıyla düşün. tam eğlencelik)

9. Saçına binbir şekil verip gezenlere hayranlıkla bakar asla saçıma düzgün şekil veremem.

10. Dökmeden çay götüremem.

11.  Bilgisayar oyunu oynayamam. Solteire hariç.

12. Düzgün oje sürdüğüm görülmüş şey değildir.

13. Kimseyle küs kalamam. (Tabi karşı taraf adım atarsa barışmak için yoksa sikimdenaşşaakasımpaşa kanunu devrededir her daim)

13. Bir de hala bir baltaya sap olamadım.

Şimdilik aklıma gelen bunlar. Ne beceriksizmişim ben arkadaş! Depresyona girdim yeminle. ühü.


Siz neyi beceremiyorsunuz peki? Bir şeyler söyleyin yalnız olmadığımı bileyim. :))

bigün,bugün, o gün, ben, sen, o


* Kurabiye yapmış olsa annem (hani Emel'le her bir araya geldiğimiz de yapmaya çalıştığımız ve hiç bir zaman beceremediği, dünyanın en kolay kurabiyesi)... Un kurabiyesi. Çay kokusu sarmış olsa evi. Bir fincan çay alsam (porselen olmalı mutlaka fincan). Uzatsam ayaklarımı, üzerime bir battaniye alsam, battaniyenin bonusu kedidir bizim evde. Bir kaç kedi, bir fincan çay, un kurabiyesi, müzik (sakin ve huzurlusundan) bolca insansızlık istiyorum. Bir gün sadece bir gün insansız bir hayat istiyorum. Kitap okurum belki. Tol var elimde şimdilerde. Zargana ve Piç yolda... Film izlerim ya da Modigliani beni bekliyor mesela.

Kalabalık sokaklar, kalabalık evler, kalabalık sofralar, kalabalık sınıflar, kalabalık otobüslerden sonra sadece biraz yalnızlık istiyorum. Durmak istiyorum. Kimseden bıktığımdan değil. Kimseye kızdığımdan değil. Sadece ve sadece keyif için. Peki bu bayram tatilinde yapar mıyım ben bunu? Yüzdebinmilyonyüz yaparım bence.


* Porselen fincan dedim de gittiğim yerlerde fincanla geliyor ya çayım. o evlerde benim için alınmış bir fincan mutlaka oluyor ya. işte bunu seviyorum. :) 




* Okuldan bir arkadaşımız daha evleniyor. Kendisini buradan teprik edip, nanik yapıyorum.

* Bir de sigara istiyorum da paketi evde unutmuşum. (ne biçim tiryakiyim lan ben) Bakkala gitmeye de üşeniyorum.


* Bugün Guinnes rekorlar kitabına "dünyanın en iğrenç saçları" başlığının altına adımı kaydettirebilirim. İddaalıyım bu konuda.

* Ben Serkan Altuniğne'den bir istekte bulunmak istiyorum. "Adım Adım Kılavuzları"na 10 Adımda Eve Dadanan Komşu Çocuğundan Nasıl Kurtulunur? diye bir adım adım klavuzu yapsın istiyorum. Bakayım, öğreneyim komşu çocuğu katili olmadan bu felaketten kurtulayım istiyorum.


* ...Sen olur musun bu mucize? Bana biraz yaşama sevinci verir misin? Hııı? Sana soruyorum!!

* Olmaz. Eminim olmaz. Olacak olsa olurdu şimdiye kadar di mi?


* Hadi bana eyvallah.

(günün anlam ve öneminden bahsetmemiş olmam, günün anlam ve öneminden habersiz olduğum anlamına gelmez. ) 

9 Kasım 2010 Salı

Keyifli Bir Gün

Redd'i düşününce ilk aklıma gelen kafasını çalılıkların arasına sokmuş bir adam görüntüsü.(bkz. bahçelere daldık klibi) 

Ne yapıyor bu adamlar, ne söylüyorlar merakı ile kulak kabarttım söylediklerine sonra da bir girdiler hayatıma, pir girdiler. Hep albüm yapsalar, hep dinlesek dediğim güzide gruptur. Tüm şarkılarını ezbere bilirim ama açıkçası grup hakkında pek bilgim yok. Hani o şarkılarına, müziğine hayran olduğum bu adamlar yanımdan yürüyüp geçseler tanımam. Yüzlerinden çok müzikleriyle aklımdalar. Ama videoda da görüldüğü gibi karizmatik abiler. :)

Her neyse..

"Yine de keyifli bir gün" demek istiyorum bugün bunu da Redd aracılığıyla yapmak. Kendimi anlatacak kelimeler bulamasam da onların sözlerinde buluyorum kendimden bir şeyler.




redd__keyifli bir gün | izlesene.com

5 Kasım 2010 Cuma

Masal'a Masal...



Binbir türlü şuursuz şarkı dolanıyordu aklımda ama tesadüf (ya da kader) işte bu şarkı takılıverdi gözüme. "Masal'a da Masal'dan daha iyi bir şarkı bulamam herhalde" dedim.




Sevgilerimle... 




Şimdi izninizle 90'lar pop'a dalıp çıkacağım ben.

Sertap, Levent, Demet, Emel... aha Hakan Peker  Ellerine kına yakmış ellerine/Gözlerine sürme çekmiş gözlerine/ Dillerine mersi düşmüş dillerine/Sosyeteye girmiş köylü güzeli :)

4 Kasım 2010 Perşembe

Dedikodu

Kim söylemiş beni
Süheylâ'ya vurulmuşum diye?
Kim görmüş, ama kim,
Eleni'yi öptüğümü,
Yüksekkaldırımda, güpegündüz?
Melâhat'i almışım da sonra
Alemdara gitmişim, öyle mi?
Onu sonra anlatırım fakat
Kimin bacağını sıkmışım tramvayda?
Güya bir de Galataya dadanmışız;
Kafaları çekip çekip
Orada alıyormuşuz soluğu;
Geç bunları, anam babam, geç;
Geç bunları bir kalem;
Bilirim ben yaptığımı.

Ya o, Muallâ'yı sandala atıp,
Ruhumda hicranın'ı söyletme hikâyesi?









Orhan Veli dediğin rakı şişesindeki balıktır. Sevdiğim tek balık da O'dur. :) 

2 Kasım 2010 Salı

Siz Hiç Develi Cıvıklısı Yediniz Mi?

Patronlarım sağolsunlar düşünmüş ve taşınmışlar, demişler ki; "bu kızcağız teee İstanbul'un diğer ucundan geliyor işe yarım gün olan günü biz hepten tatil yapalım." Ben de kendisini öpmemek için sandalyemin kollarına tutunup "ay çok teşekkür ederim efenim valla bilseniz ne zor yolda olmak. ay çok sağolun ay çok sağolun" diyerekten bir sürü yalaklık yaptım. (Baykuş gözün patron görsün bebeğim. :) ) 

Tatil gününün yarısını uyuyarak(sabahın köründe evde misafir vardı ya), bir kısmını evi toparlayarak(takıntı. evdeysem temizlik yapmadan kendime gelemiyorum), birazını televizyon karşısında Müge Anlı izleyerek(bu kadının saçları yıllardır bozulmadan aynı modelde nasıl kalıyor arkadaş!ne sürüyor kafasına bozulmaz mı bi değişmez mi o saç), bir kısmını kuaförde, kalan kısmını da kişisel bakım işleri ile uğraşarak geçirdim(ağda demek ayıp olur şimdi). Yanımda ne götürürüm, ne giyerim gibi şeyleri sadece kafamda tasarladım. (Çok gamsız insanım düşündüklerimin %80'ini bulamadım sabah. Hazırlasana bavulu önceden. )

Yolculuk vardı Gökçeada'ya. Ağabeyimin başını yaktık geldik.

Hayatımın en fazla abur yiyerek geçirdiğim üç günü oldu. Ben ki püsküt sevmem içim dışım püsküt oldu. Garip bir şekilde normal yemek yemeye vakit bulamadım. Bol dedikodu, bol sigara, bol eğlence, ağabeyimin kafede temizlikçilik ve tarafımdan geçirilen bir kıskançlık krizi (o sarı saçları yolmak istedim, çıldırdım resmen), ismi gibi kendide Ballı olan bir kedi, en düşülmemesi gereken adamın yanında (hem de en sonunda yalnız kalabilmişken) düşüp rezil oluşum. Neticesinde hala acıyan bir bilek.(bu sabah bir kez daha burktum tam oldu)

Pazar günü sabahın köründe dönüş yollarına düşüş, karın ağrısı, uykusuzluk, evim evim güzel evim, duş, en sonunda düzgün bir yemek(anne bu kadar güzel yemek yapma), elde kumanda koltukta sızmaca(ki bence bu dünyanın en güzel şeyi).

Sonrası bildiğin Pazartesi!

Adayı gezmeye ve fotoğraf çekmeye fırsatım ve isteğim olmadı, aslında bizim kafilenin bir kısmı gezdi ama içlerinden birine fena halde gıcık oluşum sebebiyle, cumartesi gününün büyük kısmını "Cumartesi Yalnızlığı" kitabımla otel odasında yalnız geçirdim. Sünger Bob falan izledim. Aynadan kendi fotoğrafımı neyin çektim. Şu kadar (ne kadar?) zamandır fotoğraf işiyle ilgilenirmiş gibi yapıyorum (cidden ilgilendiğim söylenemez) aynadan çekilmiş, suratımı kaplayan fotoğraf makineli bir fotoğrafım yoktu. Şimdi var. (dün gece fotoğraflarla ilgilenmek yerine House neyin izledim o nedenle makineli fotoğrafımı paylaşamayacağım.) Yolda giderken falanda otobüs camından şahane manzaralar falan gördüm de çok öşendim(sinopluca bu) fotoğraf çekmeye. O nedenle paylaşacak bir fotoğrafım yok.

Ama güzel insanlarla tanıştım. Eğlendim. Yine yolum düşer benim oralara ayağım alıştı nasılsa. :P




(görüldüğü üzere başlığın konuyla alakası yok. başlık işinden tiskiniyorum.) 

1 Kasım 2010 Pazartesi

Keşke

Bir klonum neyin olaydı da bugün benim yerime o geleydi işe. Ben battaniye altında karnımda sıcak su torbası, ayak ucumda kedi yatsaydım bütün gün. Ne güzel olurdu vallahi. 


Eeee bir de şu var ;

Arkadaşım manyak mısınız nesiniz ? Pazartesi pazartesi hemde ikinci köprü yolunda kaza mı yapılır Allah aşkına ya !!!! İnsafff insaaaaaffff !!!!


27 Ekim 2010 Çarşamba

Bugün tam 1 sene oldu.


Şeker'le geçen 10 senenin ardından, Şeker'siz, tatsız kocaman 1 sene geçti. Bu fotoğrafı çektiğimde iyileşmiştin. Daha yıllarca bizimle olacağını düşünmüştüm.

Güzel kızım. Şekerim. Çok özledim ötesi yok.

Nihahahahaha !

Ankara sakinleri adına çok mutluyum bu sabah. Gözünüz aydın sevgili Ankara'lılar! Melih Gökçek tamı tamına 120 adet metrobüs alacakmış Hollanda'dan. Yani artık biz İstanbul'luları kıskanmanıza "vay bizim niye metrobüsümüz yok. Niye bizim yollarımız hala çok şeritli. " diye isyan etmenize gerek yok.

Metrobüs dediğin yüzyılın procesi. Başkent'e de çok yakışacağına adım gibi eminim.

Hadi, hayırlara vesile olsun işşallah :)

26 Ekim 2010 Salı

Hiçbir şey yapmayı ( kılımı kıpırdatmayı bile ) istememekle, çok şey yapmak zorunda olmanın tam ortasındayım. İkisinin arasında yapılan şey ise sadece "hata"

İşler, güçler, insanlar, insanlar, insanlar ve insanlar....

Ve Şeytan... En çok böyle yorgunken, böyle bezmişken bulandırıyorsun aklımı. Sen de biliyorsun işini. Bu kez sana uymuyorum şekerim. Ben bulurum toparlanmanın bir yolunu.


Bir de her şeyden alakasız olarak, Orhan Veli güzel adammış. Bence o sahiden rakı şişesindeki balıkmış.




Çadırımın üstüne yağmur yağıyor 
Saros körfezinden rüzgar esiyordu 
Ve ben,bir roman kahramanı 
Ot yatağın içinde 
İkinci dünya harbinde 
Başucumda zeytinyağı yakarak 
Mevzuumu yaşamaya çalışıyordum 
Bir şehirde başlayıp 
Kim bilir nerde 
Kim bilir ne gün bitecek mevzuumu



25 Ekim 2010 Pazartesi

22 Ekim 2010 Cuma

Asaosyalim, ah ne olacak halim.

Müge Anlı izleyen, sonra da bir araya gelince uzun uzun oradaki olayları tartışan arkadaşlarım var benim.(işsizlik gerçekten feci bişi) Onlar konuşurken ben de sıkıntıdan burnumu falan karıştırıyorum. Kendimi dışlanmış hissediyorum. Her buluşmamızdan depresyonda ayrılıyorum.

Bir de herkes "Osman'ı izliyor musun?" diye soruyor. Sanki dizinin adı Osman. Halbuki bilmiyorlar dövmek istediğim insanlar listesinin en başında çocuk oyuncular var. Çocuklara gıcık, çocuk oyunculara daha bir gıcığım. . (Bu kadar çocuk sevmezken üstüne bir de yeni komşunun üç çocuğu var mı? O çocuklar bizimkilerin yumuşak yüzü sayesinde eve kapağı attılar mı? Bıraksak bizde yatacak çocuklar gönderemiyoruz evlerine. Ben 'evde yokuz' diye bağırıyorum her kapıya vurduklarında.) Çocuklar hakkındaki düşüncelerimi dile getirince psikopat damgası yiyor dışlanıyorum. Dışlanmamak için cevap veremeyince susup içime kapanıyorum. "Ben bi çay koyiim" diye ortamdan uzaklaşıp mutfakta gizli gizli ağlıyorum.

Herkes ya Osman ya Müge diyor. Ben sıkıntıdan burnumdan parmağımı sokup beynimi gıdıklıyorum. Sosyalleşemiyorum.

Sonra bir de hala niye yalnızsın SeV@L. Niye insan içine çıkmıyorsun SeV@L. Evde kaldın sen SeV@L. Herkes evleniyor sen bir sevgili bile bulamadın SeV@L deyipte beni yerden yere vurmuyorlar mı? Kendimi intahar edeceğim yeminle.




Osman ne ya ! Osman ne!

O Gerizekalı Benim!

İlk rüzgarda yamulup gitmesin, sağlam olsun diyerek şemsiyeye bir ton para verip, sonra onları otobüste unutan gerizekalı benim. Evet! Evet o benim. 122C'de körük kısmında bulacağınız kırmızı ekoseli şemsiye benim şemsiyemdir. İyi davranın ona bir sürü para vermiştim lan. ühü. Allah'ım delireceğim. Ne cenabet hafta bu ya. Bitse de kurtulsam.

 Şemsiyelere verdiğim paralarla döte giren şemsiyenin de açıldığını ispatlayacağım. İddaalıyım bu konuda.

Aklıma tüküreyim! İçim acıdı yeminle. Boşa demiyorlar mal canın yongası diye.

20 Ekim 2010 Çarşamba

Bu da böyle bir anımdı.


Tarih sınavındayız ve bahtsız Emel önümdeki sırada oturmakta. Fısıltı ile konuşuyoruz. 

- Emeeellll! Emeelll!!

- Ne var ya!

- Trablusgarp Savaşı'nın ikinci nedeni neydi ?

- mımımırmırmırmı

- Ne!

- ...

 (sıranın altından ayakla dürtmek suretiyle) Emellll! Emeeeell!!! bi ilgilen benle yaaaa

- Osmanlı' nın ^%'^%/^+(

- Osmanlı'nın neyi?

- Osmanlı'nın .....süzlüğü

- Ney ! Osmanlı'nın uçkursuzluğu mu? :/ Ne alaka yaaa!

- (arkasını dönen ve fısırtı modundan çıkan Emel) Hay Allah cezanı vermesin senin ya Osmanlı'nın güçsüzlüğü lan güçsüzlüğüüüü!
Hoca- Ne oluyor orda? Napıyorsunuz siz?

- Eee bir şey yok hocam iftarda ne yesek diyorduk. 

- Bana buyrun yemeğe. Çok yemek yaptım misafir gelecek.

- Olur hocamm :D

- Siz önce kağıtları getirin bakayım süre bitti.



--------

Ticari Matematik sınavı yine önümdeki sırada oturma gafletine düşen Emel. Hoca biraz gıcıktı bu nedenle dersten geçmek için deli gibi çalışıp, bir taraflarımı yırtmıştım tabi sonra o yırtıklardan beynim kaçtı. Bildiğin embesil oldum. Soruları çözemiyorum ilk soruda takıldım kaldım. Sonra Emel'e başvurdum her zamanki gibi. (Kurtarıcım benim.) 

- Emel! pişşşt! 

- Ne?

- Üç kere dört kaç lan üç kere dört kaç ?(bi bulsam çözeceğim tüm soruları)

- Höh? Dalga geçme bi siktir git hoca zaten takık bana 

- Çok ciddiyim kızım üç kere dört kaç lan! üç kere dört ya bulamıyorum deliricem :/

- 12 :/

- Seni seviyorum. 

(tabi üzerinden 6 sene geçmesine rağmen hala dalga geçiyor benle orası ayrı. :) Hoş ben o 12 sayesinde AA ile geçtim dersi. Hakkıdır geçsin yani dalgasını :) )