6 Haziran 2014 Cuma
Böyleyken böyle
Şu sıralar ne oldu nasıl oldu kendimi kaybettim. Bu durumun sorumluları da işte bu fotoğraftakiler. Eve gir, yavruları besle, balkonu temizle, kedileri temizle, yemek yap, evi toparla derken saat nasıl oluyor da gecenin bir vakti oluyor hiç anlamıyorum.
Daha önce de annesinden çok erken ayrılmış kedilere bakmış, büyütmüşlüğümüz var diyeceğim fakat işte sorun şu ki; biz değil sadece annem bakmış.
Yavru kediye bakmak bile o kadar zor birşey ki çocuk konusunu 100 kere düşünen ben artık 1000'e çıkardım. 1000 kere daha düşüneceğim. Hatta 1 milyon kere daha. Milyar da olabilir. Bir de yavrulardan birisi (fotoğrafta yüzü görünen,Tarçın ) ilk hafta öyle çok ağlıyordu ki üzüntümden ben de oturup ağlıyordum. Şimdi şükürler olsun ki çok iyiler, mutlu, tombik ve oyuncu yavrulara dönüştüler.
Yalnız muhabbet kuşumuz Limon durumdan hiç memnun değil. Zavallı bebeleri yakaladığı yerde kulaklarını ve kuyruklarını ısırıp duruyor. Tabi şu an çok küçük oldukları için durum böyle bir iki ay sonra kendisi ısırılacak haberi yok. :)
Böyleyken böyle zamanım işten eve koşmak ve bok temizlemekle geçiyor. Haftasonu artık son açıköğretim sınavını verip artık önüme bakma zamanım geldi. Ben ki üniversite sınavından, okuldaki çok önemli final sınavlarına, hatta düğünümü bile sıfır heyecan ve stresle geçirmiş bir insanım (azcık ruhsuz olduğum doğrudur) havada karada gözüm kapalı geçebileceğim iki ders için stres yaptım ya la.
Geç oldu güç olmasın artık olmam gerektiği kadar bencil olmayı, kendimi düşünmeyi öğrendim. Engel ve artık vakit kaybetmek istemiyorum sanırım stresimin kaynağı da bu.
Neyse bu da gelir bu da geçer. Bu da mı gol değil!!! :)
hadddii öptüm bye.
9 Mayıs 2014 Cuma
28 Nisan 2014 Pazartesi
Anne ben nevrotik miyim?
Uzun zamandır elime kitap aldığım yok, zaten kitap alışcerişi yaptığımda yok en iyisi kitaplıkta okunmayı bekleyenleri sıraya alayım dedim.
Çok da okunmayı bekleyen kitap yokmuş hani. :)
Çok dara düştüğüm zamanlardan birinde canım Cansu'mun bana yolladığı ama benim bir türlü okumaya fırsat bulamadığım. Aslında okumaktan kaçındığım kişisel gelişim kitaplarından "Az Seçilen Yol"u çantama attım ve çıktım evden.
Kendi içime dönmekten şiddetle kaçtığım için ve bu kitaplar da hep "güç içinizde" temalı olduğu için genelde bu tarz kitaplara pek yanaşmam.
Kartal - Okmeydanı arası yol boyunca 50 sayfa okudum. 50 sayfada 50 tane kusur buldum kendimde. Bir kere kesin nevrotiğim ben.(Yaşlı teyzeler olur ya hani televizyonda prostat anlatan doktoru dinleyip de "aynından bende de var" diyen.)
Neyse acele etmeyim, kitabı bitireyim de ne olduğumu bi bulayım. :) Şu an inanılmaz uyku bastırdığı için ne yazcağımı da unuttum zaten.
24 Nisan 2014 Perşembe
Soğanlar Pembeleşmiyor!
Evet o her yemek tarifinin ilk temel maddesi pembeleşinceye kadar kavrulan soğanlardan bahsediyorum. Pembeleşmiyor! Ya da ben renk körüyüm. Pembeleşecek diye beklerken siyahlaşıyorlar. Sonra hoopp sil baştan :)
Haksızsam haksızsın deyin bu renkten pembeye döner mi bu soğan üşenmedim çektim fotoğrafını. Sonra ağaçtaki kedilerin fotoğrafını çekmeye daldım. Olanları tahmin edersiniz.
Vay beni vaylar beniiii ! Bir insan yemek yapmaktan bu kadar mı hoşlanmaz. Bir insan yemek yapmayı bu kadar mı beceremez. Bildiğin külfet, bildiğin eziyet bu nedir arkadaş!!
Kendimi bildim bileli yemek programlarını izlemeye bayılmışımdır. Gülriz Sururi (Aaaa Laaaa Luunnaaaa Ala Lunaaaağğ sizin de aklınıza bu gelmiyor mu Gülriz Sururi deyince?) olsun, küçük ev aletleri yapan bir markanın sponsorluğunda, yemeğe 200 gr at koyacağız deyip, 100 gramını kabın içinde bırakan müsrif abla olsun, sonra son dönemlerin pek bi tatlı ve zevle yemek yapan Refika Birgül'ü olsun, ve tabi ki tenceresi, tavası, mutfak robotuna bile arkadaşım diye hitap eden, ailemizin şefi, kareli gömleğiyle, sempatikliğiyle gönlümüzü çelen Arda Türkmen olsun bu isimleri hep ilgiyle ve severek izledim.
Ama gel gör ki teori-Pratik olayı. Okulda da giderleri 770 no'lu hesaba atacağımızı öğretmişlerdi de çalışma hayatına girince hangisi gider, hangisi gitmez bi afallamıştım.(Alayına giderrr! AtarlıMuhasebeci85)
Bende sanıyorum ki böyle kakara, kikiri, ohhh bi neşeli, bi nefis şeyler yapıcam, soğanların doğranmışı, pirinçlerin yıkanmışı hep bi kenarda duracak falan.
Yok öyle birşey! Bana böyle olacağı söylenmedi İskender! Söylenseydi girmezdim mutfağa. Bana öyle bi bilgi gelmedi. (Leyla ile Mecnun/Erdal Baggal esinlenmesi)
Soğanı sen doğruyorsun. Pirinci de sen yıkıyorsun, ıspanak diye bir gerçek var mutfakta yıka yıka bitmiyor doğra doğra bitmiyor bi pişiyor bir avuç yemek. Şaka gibi. Bunun için mi uğraştım ben. Baktım tencere doldu "bir ay yemek derdi yok hacı ısıtır ısıtır yeriz" dedim içimden. Amaaa nerdeeeee...
Üstüne üstlük etraf dağılıyor. Herşey kirleniyor. Zaten genelde etrafı toparlayacağım derken, yanıbaşımda ocakta kaynayan yemekleri unutup yakıyorum. (zavallı mercimek çorbası R.I.P.)
Bu yemek konusuda bayaaaaa(...) bi dır dır edeceğim bilgilerinize arz ederim.
Bir de bu yemek programları yayından kaldırılmalı. Şikayetçiyim psikolojimi bozdular. Kim ödeyecek şimdi bunun diyetini ?
4 Nisan 2014 Cuma
24 Aralık 2013 Salı
Gelinlik Seçmece
Küççücük bir kız çocuğuyken perdeden kendine duvak yapmamış, ergenlik ve gençlik zamanlarında, hatta nişnalanıp evliliğe doğru kocaman bir adım attığın da dahi bir gelinliğin hayalini kurmamış birisi olarak başıma gelecek en sıkıntılı işlerden birinin gelinlik seçmek olacağını biliyordum.
Bu yüzden sürekli erteledim. Benimle gelmek isteyenleri ektim, ben gider bakarım dedim gitmedim. En son Pazar günü iki tane cazgır hatun tarafından yakalanıp zorla götürüldüm. Mecburum da artık az kaldı düğüne.
İlk girdiğimiz yerde, ilk denediğim gelinlikle, ilk görüşte aşk yaşayarak aslında kararımı verdim. Sanırım daha fazla uğraşmak istemediğim için oldu bu. :) Ama biraz daha dolaşmamız konusunda ısrarcı olunca kızlar dolaştık, giydik çıkardık. Sonunda ilk gittiğimiz yere geri döndük.
Gelinlikçileri dolaşırken de durum şu, bizimkiler önden girip "şöyle şöyle şöyle bir gelinlik bakıyoruz, eteğinde su yolu olsun" diyorlar. Gelin hanginiz diye soruyorlar onlar da beni gösteriyorlar. Ben giyiyorum beğenmiyorum çıkıyoruz. Girdiğimiz dördüncü ya da beşinci gelinlikçi de "Su yolu ne ya sorup duruyorsunuz?" demek geldi aklıma ki eteğin altındaki dantelmiş. :)
Bir de tamam artık 90 kilo değilim ama yine de zayıf, şahane fizikli bir insan da değilim. 36 beden gelinliklerin içine sokmaya çalışıyorlar. "bi üstünüzde görün hanfendiğ" diye. Hey yarabbim!!
Ben hiç bir zaman kendini beğenen bir insan olamadım. Sanırım bundan dolayı ya da bende mi sorun var bilmiyorum ama sevgili hanım arkadaşlarım bir şey söylemek istiyorum ki gelinlik o kadar da şahane birşey değil ya!Gelinlikli birini görünce hiç bir zaman içten bir "Aaayyy çokkk güzel olmuş" diyemedim. (Güzel olmuş dedim tabi öküz değilim o kadar aşk olsun) Kuzenim ölçüleri verdikten sonra gelinlikçiden çıkarken "ayyy kalbim güp güp atıyor çok heyecanlıyım" dedi ki ben 1 gram birşey hissettiysem arap olayım. Tamam güzel olunuyor da yani ne bileyim benlik bir şey değil hacı! Saçlar, makyajlar...
Sanmayın ki evlenmek istemiyorum. Evleneyim istiyorum ve evleneceğim adamı seviyorum da ama bu düğün, kına işlerini cidden hiç sevmiyorum. Bi de yemek yapmayı hiç sevmiyormuşum onu farkettim. Söylemiş miydim?
Aylardır düğün olacak madem kına olmasın o dertten azad edin beni diyorum. Ağladım, yalvardım dinletemedim sözümü ki gidip organizasyonu bile yaptılar. Bi de bindallı diyorlar. Bindallı ne ya!!!
Ben dedim ama ben dedimmm !! Daha istemeye gelmeden beni bunlarla hiç uğraştırma kaçır dedim.
Bu yüzden sürekli erteledim. Benimle gelmek isteyenleri ektim, ben gider bakarım dedim gitmedim. En son Pazar günü iki tane cazgır hatun tarafından yakalanıp zorla götürüldüm. Mecburum da artık az kaldı düğüne.
İlk girdiğimiz yerde, ilk denediğim gelinlikle, ilk görüşte aşk yaşayarak aslında kararımı verdim. Sanırım daha fazla uğraşmak istemediğim için oldu bu. :) Ama biraz daha dolaşmamız konusunda ısrarcı olunca kızlar dolaştık, giydik çıkardık. Sonunda ilk gittiğimiz yere geri döndük.
Gelinlikçileri dolaşırken de durum şu, bizimkiler önden girip "şöyle şöyle şöyle bir gelinlik bakıyoruz, eteğinde su yolu olsun" diyorlar. Gelin hanginiz diye soruyorlar onlar da beni gösteriyorlar. Ben giyiyorum beğenmiyorum çıkıyoruz. Girdiğimiz dördüncü ya da beşinci gelinlikçi de "Su yolu ne ya sorup duruyorsunuz?" demek geldi aklıma ki eteğin altındaki dantelmiş. :)
Bir de tamam artık 90 kilo değilim ama yine de zayıf, şahane fizikli bir insan da değilim. 36 beden gelinliklerin içine sokmaya çalışıyorlar. "bi üstünüzde görün hanfendiğ" diye. Hey yarabbim!!
Ben hiç bir zaman kendini beğenen bir insan olamadım. Sanırım bundan dolayı ya da bende mi sorun var bilmiyorum ama sevgili hanım arkadaşlarım bir şey söylemek istiyorum ki gelinlik o kadar da şahane birşey değil ya!Gelinlikli birini görünce hiç bir zaman içten bir "Aaayyy çokkk güzel olmuş" diyemedim. (Güzel olmuş dedim tabi öküz değilim o kadar aşk olsun) Kuzenim ölçüleri verdikten sonra gelinlikçiden çıkarken "ayyy kalbim güp güp atıyor çok heyecanlıyım" dedi ki ben 1 gram birşey hissettiysem arap olayım. Tamam güzel olunuyor da yani ne bileyim benlik bir şey değil hacı! Saçlar, makyajlar...
Sanmayın ki evlenmek istemiyorum. Evleneyim istiyorum ve evleneceğim adamı seviyorum da ama bu düğün, kına işlerini cidden hiç sevmiyorum. Bi de yemek yapmayı hiç sevmiyormuşum onu farkettim. Söylemiş miydim?
Aylardır düğün olacak madem kına olmasın o dertten azad edin beni diyorum. Ağladım, yalvardım dinletemedim sözümü ki gidip organizasyonu bile yaptılar. Bi de bindallı diyorlar. Bindallı ne ya!!!
Ben dedim ama ben dedimmm !! Daha istemeye gelmeden beni bunlarla hiç uğraştırma kaçır dedim.
4 Aralık 2013 Çarşamba
Seçmece Mevzusu
Çocukluğu boyunca annesi ile zorla pazara sürüklenmiş,poşet taşımaktan kolları uzamış, annesi dolmalık biber, patlıcan, patates seçerken sıkıntıdan öleyazmış bir insan olarak, ta ki geçen pazar gününe kadar seçmecenin gelip benim yakama yapışacağını tamamen aklımdan çıkarmıştım.
Annem çalışmaya başladığından beri babam da bende evde pek yemek aramıyoruz. Kuymak, çay, çorba makarna yaşayıp gidiyoruz. Doğal olarak da uzun süredir alışveriş de yapmıyoruz doğru dürüst. Ama Pazar günü misafir gelince durum değişti. Alışverişi hatırladık. Anneminde evde işi olunca alışverişe ben gittim.
Şimdi efendim beni bırakın temizlik malzemeleri reyonuna çamaşır suyuydu, yumuşatıcıydı, deterjan, sabun falan derken reyonların arasında dağlarda gezen Heidi neşesi ile dolaşır alışveriş yaparım. Bana ev verin temizleyeyim bir kere of demem, hasta olsam iyileşirim yeminle. Apandisit ameliyatından 2 gün sonra koltuk çekip altını süpürmüş insanım nihayetinde.
Ammmaaaaaa.... İş mutfak alışverişine gelince orda dur hacı. Ben bu konuda tamamen sıfırım. Fekat pazar günü sebze reyonuna girip almam gereken iki malzeme vardı; Kıvırcık ve patates.
İlk önce diğer alacaklarımı tamamladım, sonra tam sebze reyonuna girecekken vazgeçip marketin içinde bir tur daha attım. En korktuğum yer orası çünkü ama şimdi mecburdum. Biraz cesaretimi toparladım ve daldım.
İlk hedefimiz kıvırcık.
Tezgahın önündeki kadın ben cesaretimi toplamak için tura başladığımda ordaydı. Ki benim cesaretimi toplamam bi on dakika almış olsa (arada gidip sakinleşmek için çamaşır suyu kokladım) ALLAHIMM!! Kadın on dakikadır kıvırcık seçiyor. Dış görünüşünden tipik ev hanımı olduğu varsayımını çıkarırsak, lan o bu kadar zorlanıyorsa ben ne yaparım ! Neyse o ablayı inceledim biraz, kıvırcığa bakıp geri koyuyor, sonra başka bir demete bakıp geri koyuyor. On dakikadır aynı şeyi yapıyor.
Ben de elime bir demet kıvırcık alıp baktım. Gayet kıvırcık. Sonra başka bir kıvırcık aldım baktım. Lan o da kıvırcık! Nesini inceliyorsun anasını satayım! dedim o ablanın abarttığını ve tezgahın en güzel kıvırcığını aldığımı düşünerek oradan ayrıldım. Çok rahatlamıştım.
İkinci hedef patateeeeeeeesss..
Burdaki ablalar daha zorluydu. İki tanesi bütün tezgahı popoları ile kapamış umarsızca, hunharca patates seçiyorlardı. Bir insanın patates seçerken bu kadar "cool" görünebileceğini asla tahmin etmezdim. Ellerine aldıkları patatese göz ucuyla bir bakış atıyorlar ve sonra bir pislik parçasıymışcasına onları ileri doğru atıyorlardı. Patates almak zaten zor, bunları görünce hepten moralim bozuldu. Şimdi kıvırcık tek parça al git ama bu öyle mi beş tane patatesi poşete koymak için yirmi tane patatesi incelemek zorundasın. Allah'ım çok geriliyorum !
Ablalardan birinin işi bitince usulcak tezgaha yanaştım ve burda da kıvırcıklarda yaptığım gibi yaptım. Elime alıyorum bakıyorum e patates işte, onu bırakıyorum başka alıyorum o da patates! İnanın kendilerine dair başka hiç bir fikrim yok. Arkadaş ben pantolonu bile denemeden alan insanım. Patatesi nasıl seçeyim. Ayrıca patatesi patatesten ayırmanın bize ne faydası olacak! Sorarım sizeee!!!!!
Öhööm !! :)
Neyse herhalde işin raconu bu diyerek elime bi patates alıp ileri attım, sonra elime aldığımı poşete, bir ileri, bir poşete derken altı tane patatesi tamamladım.
Ve ben Seval bir zorluğun daha altından kalkmıştım. Marketten elimdeki poşetlerin ağırlığına aldırmadan uçarak çıktım.
Ertesi gün ise yarım saat annemden patates ve kıvırcık nasıl seçilir? nelere dikkat etmek gerekir? konulu bir ders dinledim. Zira kıvırcık kart, patatesler de yeşilmiş.
Bi de evimin kadını olacağım diyorum. Yaaaaaww bıraaahk!!! :)
Annem çalışmaya başladığından beri babam da bende evde pek yemek aramıyoruz. Kuymak, çay, çorba makarna yaşayıp gidiyoruz. Doğal olarak da uzun süredir alışveriş de yapmıyoruz doğru dürüst. Ama Pazar günü misafir gelince durum değişti. Alışverişi hatırladık. Anneminde evde işi olunca alışverişe ben gittim.
Şimdi efendim beni bırakın temizlik malzemeleri reyonuna çamaşır suyuydu, yumuşatıcıydı, deterjan, sabun falan derken reyonların arasında dağlarda gezen Heidi neşesi ile dolaşır alışveriş yaparım. Bana ev verin temizleyeyim bir kere of demem, hasta olsam iyileşirim yeminle. Apandisit ameliyatından 2 gün sonra koltuk çekip altını süpürmüş insanım nihayetinde.
Ammmaaaaaa.... İş mutfak alışverişine gelince orda dur hacı. Ben bu konuda tamamen sıfırım. Fekat pazar günü sebze reyonuna girip almam gereken iki malzeme vardı; Kıvırcık ve patates.
İlk önce diğer alacaklarımı tamamladım, sonra tam sebze reyonuna girecekken vazgeçip marketin içinde bir tur daha attım. En korktuğum yer orası çünkü ama şimdi mecburdum. Biraz cesaretimi toparladım ve daldım.
İlk hedefimiz kıvırcık.
Tezgahın önündeki kadın ben cesaretimi toplamak için tura başladığımda ordaydı. Ki benim cesaretimi toplamam bi on dakika almış olsa (arada gidip sakinleşmek için çamaşır suyu kokladım) ALLAHIMM!! Kadın on dakikadır kıvırcık seçiyor. Dış görünüşünden tipik ev hanımı olduğu varsayımını çıkarırsak, lan o bu kadar zorlanıyorsa ben ne yaparım ! Neyse o ablayı inceledim biraz, kıvırcığa bakıp geri koyuyor, sonra başka bir demete bakıp geri koyuyor. On dakikadır aynı şeyi yapıyor.
Ben de elime bir demet kıvırcık alıp baktım. Gayet kıvırcık. Sonra başka bir kıvırcık aldım baktım. Lan o da kıvırcık! Nesini inceliyorsun anasını satayım! dedim o ablanın abarttığını ve tezgahın en güzel kıvırcığını aldığımı düşünerek oradan ayrıldım. Çok rahatlamıştım.
İkinci hedef patateeeeeeeesss..
Burdaki ablalar daha zorluydu. İki tanesi bütün tezgahı popoları ile kapamış umarsızca, hunharca patates seçiyorlardı. Bir insanın patates seçerken bu kadar "cool" görünebileceğini asla tahmin etmezdim. Ellerine aldıkları patatese göz ucuyla bir bakış atıyorlar ve sonra bir pislik parçasıymışcasına onları ileri doğru atıyorlardı. Patates almak zaten zor, bunları görünce hepten moralim bozuldu. Şimdi kıvırcık tek parça al git ama bu öyle mi beş tane patatesi poşete koymak için yirmi tane patatesi incelemek zorundasın. Allah'ım çok geriliyorum !
Ablalardan birinin işi bitince usulcak tezgaha yanaştım ve burda da kıvırcıklarda yaptığım gibi yaptım. Elime alıyorum bakıyorum e patates işte, onu bırakıyorum başka alıyorum o da patates! İnanın kendilerine dair başka hiç bir fikrim yok. Arkadaş ben pantolonu bile denemeden alan insanım. Patatesi nasıl seçeyim. Ayrıca patatesi patatesten ayırmanın bize ne faydası olacak! Sorarım sizeee!!!!!
Öhööm !! :)
Neyse herhalde işin raconu bu diyerek elime bi patates alıp ileri attım, sonra elime aldığımı poşete, bir ileri, bir poşete derken altı tane patatesi tamamladım.
Ve ben Seval bir zorluğun daha altından kalkmıştım. Marketten elimdeki poşetlerin ağırlığına aldırmadan uçarak çıktım.
Ertesi gün ise yarım saat annemden patates ve kıvırcık nasıl seçilir? nelere dikkat etmek gerekir? konulu bir ders dinledim. Zira kıvırcık kart, patatesler de yeşilmiş.
Bi de evimin kadını olacağım diyorum. Yaaaaaww bıraaahk!!! :)
30 Ekim 2013 Çarşamba
Bugün blog aleminin hayatıma kattığı güzel insanlardan biri ile konuşurken blog yazma işini ne kadar çok özlediğimi farkettim.
Anlatacak çok şeyim de yok aslında şu sıralar. Hala otobüs yorgunuyum iki aya kadar kurtulmak tek hayalim. Bir aksilik olmazsa 8 Şubat'ta bildiğin düğün yapacağız. Eskiden "düğün yaparsam beni ıslak meşe odunu ile dövün" demişliğim var. Sonra yüzüme vurulmasın diye ben kendim çıkarıp koyuyorum meydana. :)
Ama hakikaten hiç birşeyin istediğiniz gibi olma şansı yok. Ki annemle geçen gün "onu alıcaz bunu alıcaz" konulu bir sohbette "yaaa arkadaş ne gerek var ona istemiyorum ev benim evim değil mi?" dediğimde "eehh çok konuşma sen sonra kumanda edersin evine şimdi değil" dedi.
Ki Fetiş'in böyle birşey demiş olması, insanların bu dönemde ne kadar ipleri kopardığının bir ispatı. Oturma odasına vitrin, yatak odasına komidin almadım diye de tripli. "Nereye sericem ben o örtüleri? O kadar emek ettim ördüm" deyip durmakta. :)
Yuvarlanıp gidiyoruz işte. Ed Sheeran dinliyorum şu sıralar. Yukarıdaki Lego House favori parçalarımdan birisi tekrar tekrar çalıp duruyorum. En son Solmaz Kamuran'ın Kiraze isimli kitabını okudum. Şimdi yeni kitap arayışlarındayım.
Spora başlıyorum bu akşam. Diyet ve spor gibi aktivitelere haftanın başında başlanır ben lazlıktan ötürü sanırım böyle işlerde haftanın ortasını tercih ediyorum. Diyetin ilk gününde fasulye turşusu kavurması yedim ama o kadardan birşey olmaz. Cidden olmamalı da dünyada birbirinden güzel onca nimet varken niye mahrum kalmalı. Biraz dikkat et sonrası kolay. (Kilo olarak 90'dan 75'e ordan 80'ne geri dönen biri olarak kendime bu sözler :) )
Şu düğün dernek işleri ve şu lanet iş bi bitsinde daha çok vakit ayıracağım sana sevgili blog. Bir süre evimin kadını olmak gibi planlarım var. Sonrasına bakarız. :)
8 Ekim 2013 Salı
İç Döküş/Yine Çöküş
Bu sabah önümdeki kısa saçları iki taraftan tel tokalarla toplayıp, kalanları da lastikli bir tokayla tutturduktan sonra yüzüme baktım. Sonra bir gün bir gece ağlayıp durmaktan şişmiş gözlerime baktım, dudağımın kenarında belli belirsiz sızlayan yaraya.. En son seferde katledildiği için bir süredir kendi haline bırakılmış, gözlerimin üzerinde birer dağınık çalı yığını gibi duran kaşlarıma.. Saçlarımın ikiye ayrıldığı yerden el sallayan beyaz saçlarıma baktım.
Karşımda duran hayatının en güzel olabilecek sekiz senesi mahvetmiş. Kendisi için hiç bir adım atmamış. Kendisini başkalarının mutluluğu huzuru için hep ikinci plana atmış. Üstüne karşılığında her zaman duyduğu "sen ne yaptın ki?" olmuş birisi vardı. Özgüveni yitmiş. Yanlış oldu aslında yitmiş olsa bir yerlerde bulunurdu özgüveni ölmüş, son derece çirkin bir kadın vardı aynanın karşısında.
O an elimin altında kesici bir alet olsa oksijen israfını önlemek adına boynuma saplardım. Açıkcası bunu yapmayı çok fazla aklımdan geçiriyorum. Fakat onda bile annemin beni öyle bulmasının onun üzerinde yaratacağı etkinin kötü olacağını düşünüp vazgeçiyorum. Cinnet anımda bile kendimi değil başkalarını düşünüyorum.
Şu sıralar canım çok sıkkın. Az önce depresyondan kurtulmaya çalışan bir kadının hikayesini anlatan bir kitabı bitirdim üstüne onda kendimi gördüm. Ağladım falan. Kendime inanamıyorum.
İçimde yaşayan ve her sorundan beni sorumlu tutan manyak yine bana doğru parmağını uzatmış yine suratıma tükürükler saçarak bağırıp duruyor. SEN! SEN! SEN SUÇLUSUN! diye. Bir de bunun üzerine etrafımdaki insanlar da aynı şeyi yapınca bende ipler kopuyor.
Olduğumdan daha iyi bir yerde olabilirdim. Olduğumdan daha güçlü, olduğumdan daha mutlu olabilirdim. Doğru. Ben akıllı bir insanım. Ama son 5 sene boyunca şu ya da bu sebeplerden dolayı bir enkazdım. Hemen nasıl toparlanabilirim. Hemde etrafımda sadece eleştiren hiç destek olmayan bir dünya insan varken.
Düştü diye bir tokat da annesinden yiyen çocuk benim. Dizlerimin acısını umursamadan ağzımın üstüne bir tokat daha vurup duruyorlar. Sonra ben o tokadın etkisiyle tekrar ve daha kötü düşüyorum. Halbuki yalandan da olsa...
Neyse siktir et.
17 Eylül 2013 Salı
Ne Var Ne Yok
- Televizyon kumandası elimde olmadığı sürece televizyondan nefret ediyorum. Sanırım bu benim baba tarafından gelen özelliğim. Babam, tüm amcalarım ve halalarım için kumanda evin önemli eşyası. Hatta bir nevi evladı.
- Evlilik işinin en çok birşeyler alma olayını sevdim. (Ki ben biraz para harcamayı sevmeyen birisiyim. Hayır hayır cimri değil lütfen :) ) Ev ve mutfak eşyaları şahane renkli bir deryaymış onu öğrendim. Mutfaktan ne kadar anlarsın diye sorsan sıfıra yakınım derim. Benim işim temizlik arkadaş. Ama güzel yine de bardaklar, tabaklar... Kek kalıbı almak geliyor içimden ki ne severim ne de hayatımda bir kere kek yapmışlığım var. :)
- Son 6-7 gündür sol omzumda geçmek nedir bilmeyen inanılmaz bir ağrı vardı ki bana kafayı yedirtecekti. "Kalp krizi mi? zona mı olcam ben ühü ühü ühü " derken.... Çantamı değiştirdim geçti. Meğer öküz gibi çantayı taşımaktan ağrıyormuş omzum. Hayır ne var sanki o kadar dolduracak.
- "Bu nişan, düğün zamanlarında senin istediğin asla olmaz" derlerdi de inanmazdım. Nişan olacağı vakit iki üç kişi onlardan iki üç kişi bizden olsun bitsin dedim. Seksen metrekarelik evimizde eşyalardan arta kalan her metrekareye beş insan düşüyordu sanırım. Şimdi düğün sevmeyen biri olarak düğün merasiminden kaçamadım ama kına gecesinden kurtulabilir miyim acaba?
- Açıköğretimden lisans tamamlama işini asla ve asla bitiremeyeceğimi sanıyordum. Ama gel gör ki geçen sene derslerin %90'ını hallettim. Yaşasın kredili sistem, çan eğrisi. :) Hukuktan AA ile geçmişim ki örgün eğitimde her ne kadar yırtınsam da beceremediğim şeydi. Kulakların çınlasın Süleyman Hoca. :)
- Şu sıralar kendimi çok yalnız hissediyorum. Bazı insanlar vardır hayatınızda yaşlı insanın bastonu misali dayanaktır. Bastonsuz kaldım. Üzgünüm çokca. Bir de çok şey üstüste geldi belki de sorun sende değil bende :)
- Bu arada açıköğretim sınavları düğün tarihime denk gelmediği için çok mesudum. Tenk yu mersi AÖF.
- Bu da yeni takıntım; Ed Sheeran - Give Me Love.
- Evlilik işinin en çok birşeyler alma olayını sevdim. (Ki ben biraz para harcamayı sevmeyen birisiyim. Hayır hayır cimri değil lütfen :) ) Ev ve mutfak eşyaları şahane renkli bir deryaymış onu öğrendim. Mutfaktan ne kadar anlarsın diye sorsan sıfıra yakınım derim. Benim işim temizlik arkadaş. Ama güzel yine de bardaklar, tabaklar... Kek kalıbı almak geliyor içimden ki ne severim ne de hayatımda bir kere kek yapmışlığım var. :)
- Son 6-7 gündür sol omzumda geçmek nedir bilmeyen inanılmaz bir ağrı vardı ki bana kafayı yedirtecekti. "Kalp krizi mi? zona mı olcam ben ühü ühü ühü " derken.... Çantamı değiştirdim geçti. Meğer öküz gibi çantayı taşımaktan ağrıyormuş omzum. Hayır ne var sanki o kadar dolduracak.
- "Bu nişan, düğün zamanlarında senin istediğin asla olmaz" derlerdi de inanmazdım. Nişan olacağı vakit iki üç kişi onlardan iki üç kişi bizden olsun bitsin dedim. Seksen metrekarelik evimizde eşyalardan arta kalan her metrekareye beş insan düşüyordu sanırım. Şimdi düğün sevmeyen biri olarak düğün merasiminden kaçamadım ama kına gecesinden kurtulabilir miyim acaba?
- Açıköğretimden lisans tamamlama işini asla ve asla bitiremeyeceğimi sanıyordum. Ama gel gör ki geçen sene derslerin %90'ını hallettim. Yaşasın kredili sistem, çan eğrisi. :) Hukuktan AA ile geçmişim ki örgün eğitimde her ne kadar yırtınsam da beceremediğim şeydi. Kulakların çınlasın Süleyman Hoca. :)
- Şu sıralar kendimi çok yalnız hissediyorum. Bazı insanlar vardır hayatınızda yaşlı insanın bastonu misali dayanaktır. Bastonsuz kaldım. Üzgünüm çokca. Bir de çok şey üstüste geldi belki de sorun sende değil bende :)
- Bu arada açıköğretim sınavları düğün tarihime denk gelmediği için çok mesudum. Tenk yu mersi AÖF.
- Bu da yeni takıntım; Ed Sheeran - Give Me Love.
2 Eylül 2013 Pazartesi
Jeton Düşme Sesi
Resmen kafamın içinde bir jeton düştü. Duydum duydum o sesi duydum. :)
Gerizekalı yerine konulduğumu anladığım an düşen o jetonun sesi.
Yemin ediyorum hiç akıllanmayacağım.
27 Ağustos 2013 Salı
Şu sıra o kadar kırgınım, o kadar kızgınım ki.... Üzüntümden öleyazacağım.
"Veren elimi herkes sever" dedi birisi geçenlerde hakikaten öyleymiş. Son damlanız da kullanıldığında, sizden artık bir fayda sağlayamayacağını anladığında en yakınlarınız size sırtını dönmekte bir an tereddüt etmiyor.
Ressam ; Tamara de Lempicka.
23 Ağustos 2013 Cuma
Şarkılı Türkülü
Pink şarkıcı olarak çok sevdiğim, renk olarak pek de hoş karşılamadığım bir renktir aslında ama şimdi düşünüyorum da evimin koltuklarından biri pembe olacak. Kendimle çelişiyorum. Uuu beybiii..
Renkleri bir yana bırakacak olursak Pink'in yeni şarkısı "True Love" asıl konumuz. Son zamanlarda dinlemekten hiç sıkılmadığım yegane parçalar arasında. Biri sizin aklınızdan geçenleri sizin anlatabileceğinizden daha güzel söyler ya bazen öyle bir şey :)
Bir diğeri de şu;
Bugün KDV nin son günü benim yaptığım işe bak allasen !
Anneke'ciğimin The Blower's Daugther düzenlemesini de "bazı yeniden düzenlemeler asıllarını döver" başlığının altına alıyorum.
Çok şahane.
12 Ağustos 2013 Pazartesi
az votka var
Bayram tatili boyunca bir günü iki renk ojeyle bitireceğim deyip de tırnaklarına törpü bile yapamayan bir insanım. Berbat durumdaki saçlar da cabası bakımsızlıktan öleyazdım.
Çok sıkıldım. O kadar ki bu akşam gider sarıya boyatırım ben bu saçları ööffff beeaahh...
Yine millet için çırpınmaktan kendimi unuttuğum bir dönem.
5 Ağustos 2013 Pazartesi
Kaytan Bıyıklarımı Sürsem Nerelerine
Bayram tatili bi gelsin var yaaaaa var yaaaaa bir günü 2 renk oje ile bitireceğim.
O kadar özledim oje sürmeyi. Ramazan ayının sonuna doğru iyice şaftım kaymış durumda bakımsızlıktan öleyazdım yeminle bak.
Dün akşam evde otururken birden dondurma yemeye kadar verip, istikameti İstanbul'un en elit semti Dudullu'ya çevirmişken kendimizi Üsküdar'da bulduk. Şimdi Dudullu diye çıkınca "outfit"i pek umursamadım açıkçası. Belimde genelde mahallede paçoz hallerimde giydiğim etek, üstünde gece yatarken giydiğim önünde iki adet şahane deliği bulunan tişört, parmak arası şipidik terliklerim bindik abinin arabasına (bu arada yıkayıp kendi hallerine bıraktığım ve her bir teli kendi özgürlüğünü ilan eden saçlarımdan bahsetmiyorum) düştük yola ailecenek ama sonra benim sevdicek Üsküdar'a gelin deyince, Dudullu da da dondurma yiyecek yer bulamayınca oraya gittik. Herkesinde gezesi gelmişse demek kimse de itiraz etmedi tabi bende eve gidelim ben bi üstümü değiştireyim de diyemedim.
En Dudullu'lu halimi de görmüş oldu sevdiceğim o an terketmediyse beni hayatta bırakmaz olum bu adam beni :P
Kendimle uğraşmayı özledim o kadar ki kendimi kuaföre atıp sarı saçlarla çıkabilirim her an :)
Yukarıdaki tırnakları da biz yaptıydık Baykuş'lan :) pırıl pırıl pırıl pırıl yeaaah beybi :)
27 Haziran 2013 Perşembe
Sıra Kavgası (?)
Bu sabah otobüs durağında sıraya girmiş, efendi efendi otobüs şöförümüzün bizi içeri davet etmesini beklerken bir iki kişi önümdeki hanımefendi, kendi kendine söylenmeye başladı, sonra kulaklıklarını çıkarıp arkasındaki kadına dönerek;
- Şuna bak nasıl da sıradaki insanlardan ayrı duruyor. Sanki birşey yapacaklar! Size birşey mi yapıyorlar burada dururken, bana birşey mi yapıyorlar? Hale bak cık cık cık !!!
Ve benzeri bir kaç cümle ile söylenmeye başladı. Arkasındaki hanımefendi de onu destekleyen bir kaç cümle kurdu falan... "Ötekiler" kazanının altını yakıp etrafında dönmeye başladılar. Söylendiği kişi sıranın daha ön taraflarındaki siyah çarşaflı, 50'li yaşlarında bir kadındı. Söylenen hanım ve arkasındaki kadın ise kot pantolon, tişörtlü kadınlardı. (her iki tarafta giyinikti yani +18 bir durum yok)
Kadının siyah çarşaflı olması ve sıradan ayrı duruşu hanımefendiyi rahatsız etmişti. Bu aykırı duruşa kızmıştı kadın!! Nasıl olur da kendi kafasına göre durabilirdi!!!
Bu iki hanım aralarında kaynatırken benim ilgim başka bir yere kaydı (e sevgilim var artık bırakında kaysın ilgim :) ) ve sonra birden ne olduğunu anlayamadığım bir şekilde arkasından konuştukları kadın ile sıra konusunda, sabahın erken saatine göre çok yüksek sesle tartışmaya başladılar. Bir nevi zaten siyah çarşaflı oluşuna gıcık oldukları kadına saldırmak için bahane buldular. Saldırdılar da. Konu "sıra"dan çıktı giyinişlerine, yaşam tarzlarına laf söylemeye geldi tabi sonra. Sıra bahane insanların tercihlerine müdahele şahane bebek!
Tabi sonradan bir de "özel hayata müdahele çok güzel sen de gelseneee" girişimleri de oldu. Linç etsek o kadını vallahi gözü açık gitmeyecekti.
Aynı şeyin olduğunu daha önce de gördüm. Tarafların farklı olduğu başörtülü kadınların tacizine uğrayan açık kadınları da gördüm. "Bunlara tecavüz haktır" diyen adamları kendi gözlerimle görüp, kulaklarımla işittim. Küpeli çocuklara sebepsiz azar kayan sakallı amcalar. Sakallı amcalarla alay eden tipler de gördüm. Günümün uzunca bir kısmını geçirdiğim, binbir çeşit insanı bir araya toplayan otobüsler sosyal incelemeler için çok uygun mekanlar. Çeşit çeşit insan var sonuçta.
Aynı şeyleri "haklar", "özgürlükler", "benim hayatıma, giyimime, bedenime kimse karışamaz" diyen insanların yaptığını gördüm. Ki bunu görmek cidden içimi acıttı. Ne derseniz deyin bölücü terör örgütü dediğimiz örgütün yapamadığının yapıldığını çok daha önceden gördüm. Çoktan bölündük biz.
Belki de terör örgütünün çekilme nedeni budur "Ulan yıllardır öldürdük, öldük bi boku beceremedik fitne fücurmuş asıl mesele" demişlerdir.
Bir aya yakın yaşananlarla çok daha görünür oldu ama aslında öyle 20 günlük bir mevzu değil. Aksine çok uzun süredir ince ince beyinlerimize işlenen bir konuydu, bizler dışa vurmuyorduk. Şimdi özgürce birbirimize küfür edebiliyoruz. Çünkü yarıya yarıya böldüler bizi. Yerimizi biliyoruz artık lan!
Sizli bizli olduk. Samimiyetimizi yitirdik hocam. "Özel hayatımıza saygı" derken, bizden olmayanların hayatlarına küfür etmeye başladık.
Halbuki kadın başta inci gibi dizilmiş otobüs sırasında sırasını bozmadan duruyordu fakat güneşten kaçmak için otobüsün gölgesine doğru gitti. Ama siyah çarşaf giymiş oluşu onu yargılamak için yeter de artardı sonuçta. Bunun bir önemi yok sevgili dostum!
Halbuki kendisinin sabah sabah insanların burnunun dibinde yaktığı ve dumanını suratımıza suratımıza vurdurduğu sigarası yüzünden ben de sıradan ayrı duruyordum. Ki zaten koyun gibi sıralanmaktan nefret ettiğim için hep sıradan ayrı dururum. Fakat bende saçı açık, kot pantolon ve gömlekli bir insandım, kendisi gibi olduğum için, o kadına saydırıp dururken onu onaylamam için bana gözlerini diktiğinde bile benim nerede durduğum dikkatini çekmedi.
Efendiler!
Sağ görüşlü, sol görüşlü, dinsiz, dindar, kadın, erkek özünüzde hepiniz aynısınız.
Saygısızsınız.
Yazının başındaki resim için
24 Mayıs 2013 Cuma
Ve Tanrı...
Her gördüğümüz güzel kadına seksi demeyelim diye Lana Del Rey'i yarattı....
Ya da ben sapıklaşıyorum.
:)
Ya da ben sapıklaşıyorum.
:)
21 Mayıs 2013 Salı
Bizde Olsa
5 kişi önlerine 1 gitarı alıp hem çalıp, hem de şarkı söyledikleri video internet aleminde dolanmaya başladığından beri, ilk izlediğim anda vurularak, Walk Of The Earth grubunu takip ediyorum. Yaptıkları yeniden düzenlemeler gibi, kendi şarkıları gayet güzel ayrıca çok yetenekli ve yaratıcılar. Seviyorum kerataları.
Geçenlerde bir Madonna şarkısı olan Material Girl şarkısına yaptıkları yeniden düzenleme için yine "biz çok yetenekliyiz gözünüze girsin" dercesine çektikleri yukarıdaki videoyu yayınladılar.
Çok güzel bir düzenleme olmuş severek dinliyoruz efendim.
Yalnız takıldığım şarkı, düzenleme falan değil. Takıldığım Sarah Blackwood denen o sarışın yaratık. Yaratık dediysem sevdiğimden. Videoda görüleceği üzere kendisinin karnı burnunda ve bu video boyunca hoplayıp zıplaması bir yana kendisi bütün hamileliği boyunca bir Avrupa turundaydı. O konser senin bu konser benim gezdi durdu kadın.
Geçen gün videoyu izlerken yorumlara da bir bakayım dedim -ki internet aleminin en sevdiğim parçalarından biri Youtube yorumları- ve gördüm ki yorumların çoğu Sarah'ın ne kadar güzel, ne kadar tatlı, ne kadar şahane olduğuna dair. Bir garipsedim açıkçası.
Çünkü Sarah yerine Semra olsaydı Türk milleti olarak videonun altına yorum olarak onun ne kadar kötü bir anne olduğunu, adi, pis bir insan olduğunu yazarlardı. Çok çirkin göründüğünden bahsederler, ana haber bültenleri düşüncesiz anne adayının bu halde bunları yapmasının çocuğa zararlarını anlatacak bir doktor bulup konuştururdu falan. Dünyanın en kötü annesi damgasını vurur oturturlardı kızcağızı.
Neyse ki memleketimizde böyle Sarah gibi insanlar yok. Zaten benim gördüğüm hamile insanların %90'ı sadece tonlarca kilo alıp sızlanmaktan başka bir şey yapmıyor. Bizde böyle biri olması zor yani. :)
Yalnız o bebe 3 aylıkken ukelele 6 aylıkken gitar çalmaya başlayıp yaşına girmeden tüm müzik aletlerine hakim olup, kendi bestesini yapar.Ahanda buraya yazıyorum.
:)
9 Mayıs 2013 Perşembe
Bişeyler bişeyler..
- Bugüne kadar kızdığım bütün dağınık insanlardan özür dilerim. Bir süre önce saklı köşelerinden çıkıp yıkanan yazlık giysilerim, hafta sonu sınavlarım olması, hafta arası ya dışarıda ya da çok umursamam sebebiyle ütülenip kaldırılamadı.Sonra annemin de işine gelmiş olacak ki yıkanan her şeyimi katlayıp oraya bırakmaya başladı. O nedenle hepsi kanepenin üzerinde yığılı duruyor. Ben de kaldırılmaya üşenildiği için ve bilgisayar masası görevi gördüğünden odanın orta yerinde her daim açık duran ütü masasında lazım olanı ütüleyip giyiyorum. Laaaan oğlum süper bir şeymiş bu dağınıklık! Baya hoşuma gitti ya. O kadar insanın bi bildiği varmış.
- İyi geçti sınavlar. Ben de şaşkınım valla bak.
- Geldi bahar ayları gevşemek yerine hepten aykırı gitti sinirler. Her gün, her an, her yerde bir kavgaya denk geliyorum. Bahar aylarının toplumumuzda etkisi sinir, stres olarak kendini gösteriyor. Yıllardır söylüyorum, hep cinsel açlıktan bunlar. Enerjinin bir yerden çıkması gerek sonuçta.
- Hiç bir şeye üşenmiyorum aşağı inip çay almaya üşendiğim kadar.
- Genelde otobüslerde kadınlar konuşmaya pek meraklı olur ama geçen hafta sonu bindiğim iki ayrı otobüste iki amca -özellikle biri çok gevezeydi- vır vır vır konuştular, anlattılar. Benim için bir ilk oldu. Ama sabahın altısında kalkıp işe gitmeyen ama kalkıp sınava gitmiş birisi olarak kafanın kazan olması nasıl bir şey yaşayarak gördüm.
- Jehan Barbur ne kadar da şahane değil mi? Bana mı öyle geliyor. Çok fena hayranıyım kendisinin.
- Bir karikatür vardı. Sanırım Cihan Ceylan gözümün önündeki çizgiler onun tipleri çünkü. Adamın biri trip suratıyla duran sevgilinin arkasında durmuş, suratında sevimli bir gülümsemeyle içinden "Ne garip lan sevgili olmak. Tipe bak gitmiyo da, bakmıyo da" gibisinden birşeyler geçiriyordu. Aynen öyleyim yeminle şu sıra. Bir de jet hızıyla giden bir ilişki yeminle jet lag etti bu adam beni.
- Melis Danişmend'in son albümü de güzel olmuş heaaa!
- En önemlisini sona bıraktım. Bugün çok güzel bir gün... 9 Mayıs benim canımın içi, hüzünlü güzelim, Mayıs'ın en güzel çiçeğinin doğduğu gün.
Canım Kankoş'um :) Her türlü kahrımı çeken, yanımda olan, cebindeki son kuruştan, gölündeki sevgiye kadar hiç bir şeyini benden esirgemeden,18 yıldır kanım, canım olan, en değerli varlığım, güzel dostum;
İyi ki doğdun... İyi ki varsın. . . :)
Hep böyle kal yanıbaşımda..
19 Nisan 2013 Cuma
Bebeğim Benimmm Bebeğim Benimmm
Daha dün akşam sevdicekle bunun geyiğini yapıyorduk. Üstüne bu sabah tumblr de dolaşırken karşıma bunun çıkması beni çok güldürdü.
Sevdicekle dedim bak dikkatini çekti mi ? Ayyy ben sana söylemeyi unuttum nişanlandım ya la ben! Bildiğin yüzük falan var parmağımda taşlı maşlı :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












