5 Kasım 2012 Pazartesi

Ay Lav Zombies, Ay heyt Hospitals

Bir Cumartesi gecesi, film falan öyle şeyler..

Kardeşim sayesinde tanıştığım ve oynamayı becerip, çok sevdiğim oyun olan "Left 4 Dead" sayesinde zombilere olan sevgimi keşfettim. Tabi sevgi demişken oyunda gidip zombileri kucaklamıyoruz. Elimizde çeşit çeşit silah aağğzını burnunu kırıyoruz.

Ben oyunla mutlu bir beraberlik yaşarken, bir de üzerine  The Walking Dead dizisini keşfettim. (Yine kuzen-kardeş takımım sayesinde.) O gün bu gündür zombilerin olduğu her yapıma olan sevgim kat be kat arttı. Zombi gördüğüm her filmi oturdum izledim. Hiç de sıkılmıyorum aynı hikayeyi izlemekten. Aslında zombilerden ziyade tüm dünyanın, düzenin yıkılması, paranın, işin sorumlulukların yok olması fikri hoşuma gidiyor. Medeniyet dediğin de tek dişi kalmış canavar zaten..

Zombi aşkımı anlattığım bir abim "mutlaka 28 Gün Sonra filmini izlemelisin" dedi. Film izleme özürlü bir insan olarak uzun zamandır aklımda, izlenecekler listemde olan filmi Cumartesi gecesi uyku tutmayınca, yapacak da bir şey bulamayınca oturdum izledim.

İzledikten sonra da ilk tepkim "bu muymuş lan çok güzel film!" oldu. Bir kere zombi değil oradakiler kuduz gibi birşey. Kandırıldım! Yine tüm düzen yok oluyor falan ama burada normal insanlar silahlanıp kuşanmak yerine orduya bırakıyor her şeyi. Sonra hastalık pörtleyince ordu hastalık bulaşmamış insanlar var mı yok mu diye bakmadan koca Londra'yı yakıyor. Sevmedim.

İMDB'de filmin aldığı puana bakayım dedim ve işte o zaman bir aydınlanma yaşadım. Yanlış filmi izlemişim.  Filme bakıyorum, oyuncuların benim izlediğim filmdekilerle alakası yok. Ama afiş aynı afiş.(aynı değil çok benziyormuş) Eee 28 mevzusu benim izlediğim filmde de vardı. Ne oluyor burada! derken bir süre "error" verdi beynim.

Sonra  farkettim ki; 28 Gün Sonra filmi 2002 yılında çekilmiş ve daha sonra 2007 yılında devam filmi niteliğinde 28 Hafta Sonra filmi çekilmiş. Ben de gün diye haftayı izlemişim.28'i bulunca 'days'miş 'week'miş  bakmamışım. Filmin adında 'gün' geçip de de olaylar olayların 28 HAFTA sonra başlaması da bana hiç koymamış.Gecenin ikisinde o kadar çalışıyor kafa demek. E lazlık da var serde biraz.

Bu talihsizliğe, filmi pek de sevmeme rağmen ilk filmi de izlemek için kenara koydum.Şimdi çok da haksızlık etmeyelim bi Alex değil ama fena da değil hani. Ayrıca ilk filmin yönetmeninin farklı olması belki ayrı bir tat alabilirim umudu yaratıyor.

Zombisiz geçen gecemin hayal kırıklığı içimi yakıp küle çevirmesinin etkisi ile olsa gerek, hani ağlamaya da bir bahanem olsun diye bir dram izleyeyim dedim ve Joseph-Gordon Levitt hatırına 50/50 filmini izledim. Sırt ağrısıyla doktora giden ve kanser olduğunu öğrenen 27 yaşındaki bir gencin hikayesi anlatılıyor filmde. Çok şahane bir film diyemem zombisiz filmin yarattığı hayal kırıklığı üstüne tuz biber oldu.  Heaaa!! ağladın mı dersen ağladım. Gözyaşlarımı (sümüklerimi) sildiğim tişörtümün kolları o kadar ıslandı ki yatmadan önce değiştirmek zorunda kaldım. Ağlayasım varmışsa demek. Biraz da tırstım mı ne hemen hemen aynı sebepten yarın doktora gidecek olmam ve yaşın 27 olması falan.

Bu hafta daha başlamadan hiç sevmedim diyordum. Hastaneye gitme derdi yüzünden olsa gerek. Zaten nasıl bir gazla aldıysam o randevuyu. Gitmesem mi? Zombilerle dolu bir dünyada yaşamak güzel olabilir diye düşünüyorum ama acil olmadığı, zorla götürülmediğim sürece hastaneye gitmekten hiç hoşlanmıyorum.

Hastane mi zombi mi dersen kendimi zombinin kucağına atarım.



2 yorum:

ferhat Karaağaç dedi ki...

Zombin olurum anam.Atla kollarima : )

SeV@L dedi ki...

Senden de iyi zombi olur :)