
30 Ekim 2009 Cuma
Bu Havada Gidilmez.

28 Ekim 2009 Çarşamba
Şimdiden Başlayalım Kutlamaya.

27 Ekim 2009 Salı
Gitti
22 Ekim 2009 Perşembe
21 Ekim 2009 Çarşamba
17 Ekim 2009 Cumartesi
Pisi Pisi-kopatım
15 Ekim 2009 Perşembe
Geriye İlerleyin!

Bende bir çok insan gibi toplu taşıma araçlarını sevmiyorum. Yorgun argın çıktığınız işinizden evinize ulaşmak için her daim kalabalık bir otobüs hattını kullanmak zorundaysanız, bu yolculuktan hoşlanmak imkansız. Hoşlanacak olanın sadist olması lazım. Ya da sapık.
Zaten kalabalık, havasız, sıkıcı, binenlerin inenlerin iki katı olduğu otobüste iki saate yakın yol gideceksinizdir, bir de üstüne ön taraftan sürekli bir ses yükselir “ Arkaya doğru ilerlerleyin!!! Boş arkalar!!! İlerleyin!!!” diye azarlayan bir ses. Kendisine muavin denen insandır bunu yapan. Ya da bizzat şöför bey amca işe parmak atar.
Şimdi bu arkadaşlarla, siyasetçileri benzettiğim yerde tam burası; her şeyi olduğundan farklı görüyorlar. “Kardeşim neresi boş eziliyoruz burda” diye haykıran seslere aldırış etmezler. O’na göre hep boştur otobüsün arkası. Buna karşı gelemezsiniz. Ben o otobüste Hitler döneminde hınca hınç dolu trenlere bindirilip ölüme götürülen yahudiler gibi hissederim kendimi. Ama öndeki ses sürekli “arkalar boş ilerleyin” der.
Kara delik var sanki arkada...
O kadar boş ki masa attık okey oynayacağız dördüncü eksik. Neresi boş yahu...
Siyasetçiler de aynı işte “Enflasyon düştü” , “İşsizlik oranı azaldı” , “Terör bitti”, “Okuma- yazma seviyesi yükseldi”, “Çocuk esirgeme kurumu yurtlarında çocuklar şiddet görmüyor”, “Çocuklara taciz diye birşey yok”, “Sokak çocukları yok”, “Türkiye’de çocuklar çalıştırılmıyor artık”,“Türkiye hep ileri gidiyor”, “Herşey güllük gülstanlık” falan filan bir sürü şey bunlar gibi. Söyledikleri şeyler olması gerekenler ama aslında olmayanlar. (bknz:Pollyanna).
Nasıl ki muavin arkadaşlar “ya kardeşim ezildik neresi boş bu arkanın” diye haykıranı umursamadan höykürüler, ülkenin yönetimini elinde tutanlarda “açız, açıktayız, işsiziz” diye haykıranı duymamazlıktan gelir. Kral’ın çıplak olduğunu bir tarafınızı yırtmak pahasına haykırsanızda, onlar sürekli arkaya ilerlememizi istiyorlar.
Arkaya doğru ilerlenmez ki, geriliyoruz... ( Hem de her iki anlamında da geriliyoruz. )
Şimdilerde hanımlar çizgilerinden kurtulmak uğruna yüzlerini gerdirip, bütün ifadelerini kaybedip, tek bir ifadeyle bakıyorlar ya herşeye. İşte gerilimler sonucu halkta bir süre sonra aynı oluyor tepkisiz, ifadesiz. Dünyanın en pahalı benzinini kullanmamız kimin umrunda ya da havaya suya konan vergiler, halkı yolunacak kaz gibi gördüklerini söyleyen bakanlar... Kim şaşırıyor bunlara?
Şaşırmıyoruz, kızmıyoruz, tepki göstermiyoruz. Şaşırıpta itiraz eden arkadaşlara da annesini de alıp geriye doğru ilerlemesi söyleniyor. Ya da ortalık savaş alanına dönüyor.
Başbakanın eskiden İETT de çalışmış olmasının bir etkisi var mı diyeceğim ama ondan önce de pek farklı değildi ki.
10. Yıl marşında Türk’e durmak yaraşmaz. Türk önde! Türk ileri! densede, geriye doğru ilerleyin siz...
Öyle istiyor muavin arkadaş.
14 Ekim 2009 Çarşamba
Söz
Hep yinelediğim söz, sana koyduğum ben’dir.
İyi olmak adına bilgiç olmak istemem,
seni senlediğim söz, bir bir oyduğum ben’dir.
13 Ekim 2009 Salı
,
12 Ekim 2009 Pazartesi
.
9 Ekim 2009 Cuma
Güzeldir Güzel
7 Ekim 2009 Çarşamba
Biri Bana Anlatsın
Sabah iş gitmeden önce akşam yemeğimi yerken izlediğim haberlere, okuduğum gazetelerde gördüklerime inanmakta zorluk çektim.
Elbette IMF yanlısı değilim ben de. Ve insanların artık tepki göstermesi gerektiğine inanıyorum. Tepki olmalı. Ama böyle değil. Birbirimizin ekmek teknelerini parçalayarak mı karşı duracağız bizi yıkmak isteyenlere?
Taksim de dün bir hayat yitti.
Bir çok iş yeri zarara uğradı.
IMF'ye ne oldu? Hiç.
Kırkbeşmilyar dolar daha borçalandık kendilerine.
Peki bu dün olanlar neydi? Bunları yapanlar kimdi?
Gerçekten amaçları neydi?
Bu gidiş nasıl bir gidiştir?
Biri bana anlatsın.
benden adam olmaz adamım
...
Eski radyoda eski bir şarkı... Aklımda eskimiş, bitmiş masallarım. Kalbimde eski bir aşk. Elimde bir türlü bitiremediğim eski bir kitap.
Saçlarımda denizin dalgaları...
Bir şiir... Güzel bir kadın sesinde, her zerresi anlamdırılmış, duyuldukça acıtmış bir şarkı...
Özlem... Eskiye... Sana...
Bunlar var şimdilik elimde...
Bir de dört kedi, bir sokak köpeği, uçup giden muhabbet kuşlarımın dökülen tüyleri var...
2007
6 Ekim 2009 Salı
eskimeyen eski
ben düşler sokağında, cehennem apartmanının, bodrum katındaki, kaldırım manzaralı penceremin önüne oturmuş, artık olanları kaldırmayan yüreğimde sızı, kucağımda miskin kedim, omuzlarımda keşkelerimle birlikteyim...
karşı kaldırımda zaman hızla değişmekte ve hayatlar geçmekte penceremin önünden sadece ayaklarını görebildiğim...
aklımdaysa bir düş...
bahçesinde kocaman bir akasya ağacı, hanımeli ve iğde çiçeklerinin kokularıyla bezenmiş, pembe panjurlu bir evimin olduğunu ve penceremin önünden geçip giden hayatların ayaklarını değil de gülen gözlerini görebildiğim bir ev, bir hayat düşlüyorum...
Ahh... Bu düşler beni bu hale düşeren.
Bir sigara...bir sigara daha.......
5 Ekim 2009 Pazartesi
Balık mıyım? Neyim?

- Cep telefonun nerede senin? Niye hiç açılmıyor o telefon yahu?
- Eeee ben şimdi arkadaşta kaldım ya dün akşam. Orada unuttum telefonu. :)
- Aferin sana aferin..
- Süper olacak bu tatil. Fotoğraf makinasını aldın değil mi?
- Unuttum. :S Ama süper olacak yine de tatil. :)
- Boğacağım seni ya... Kızım aklın nerede senin ya dırdırdırdırdır
- Ben de merak ediyorum. Nerede? :S
- Bu ne hallll. Neden aldığın elbiseyi giymedinn???? Hani çok şık olacaktın benim düğünümde??
- Hiç sorma ya ben terziye verdim elbiseyi. Sonra almayı unuttum. :S
- Alıksın sen alık..
- Seval!!! Vergi ödenmedi diye kağıt geldi eve ne bu?
- (iç ses: hasssktirr) Sanırım ikinci taksiti ödemeyi unutmuşuz. :S
- dırdırdırdırdırdırdırazarzarzarzarzarnasihatnasihatnasihat
- (iç ses: gerzeğim ben gerzeğim gerzeğim gerzeğim)
Bu sadece bir kaç örnek hayatımın son zamanlarından. Zamanım sürekli bir şeyleri unutmakla geçiyor. Deli olacağım.... Etrafımdakileri de deli edeceğim.
Bir gün bir yerde kendimi de unutacağım diye çok korkuyorum. Koluma adımı, soyadımı, adres ve telefon bilgilerimi içeren bir dövme yaptırmaya karar verdim. Bulanların Allah rızası için aileme teslim etmelerini sağlarım belki. O da belki.
Acaba ben bir balık mıyım? O nedenle balık yemeyi sevmiyor da olabilirim. Kendi türümden olanları yemek istemiyorumdur bilinç altımda. Ama balıklar balık yiyor. Üstelik onların da hafızası hala 3 saniye. Niye böyle? Böyle olan ne? Burası neresi? Ben kimim?